Şimdi akıl iki seçenekle baş başadır:
Ya şuursuz sebeplere sonsuz bir ilim ve irade isnat edecek,
ya da o ilim ve iradeyi sebeplerin ötesinde kabul edecektir.
Birincisi aklın intiharıdır.
İkincisi ise tevhidin kapısıdır.
Lâkin kanun nedir?
Kanun, bir fiilin tekrarıyla aklın yaptığı tariften ibarettir.
Kanun, icra eden değildir; icranın tarifidir.
Yerçekimi bir kuvvet olarak tarif edilir; fakat o kuvvetin varlığını devam ettiren kudret nedir?
Elektrik bir enerji olarak tanımlanır; fakat o enerjiyi idare eden irade nerededir?
Kanun, hâdiseyi açıklamaz; yalnızca isimlendirir.
Hâlbuki bir çiçek, ölçüyle açar. Rengi isabetlidir, kokusu yerindedir, yaprağı simetriktir. Bu kadar hikmet, kör bir yığının işi olamaz.
Burada şüphe başka bir kılığa girer:
“Belki bütün bu sistem, tabiat kanunlarının zarurî sonucudur.”
Bir matbaanın harfleri kendi kendine birleşip bir kaside yazabilir mi?
Yazamaz. Çünkü harfler bilmez; bilmeyen, bilemez bir netice veremez.
Öyleyse sebepler nedir?
Sebepler, kudretin icraatına perde kılınmış vasıtalardır.
Tesir onların değildir; onlara izafe edilen tesir, aklın kolaycılığıdır.