1956'da Fas'ın, 1962'de de Kahire'de vefatından bir yıl önce- Cezayir'in Fransız sömürgesinden kurtuluşunu gören Abdulkerîm Hattâbî, Fas Kralı Beşinci Muhammed'in ülkesine dönmesi çağrılarına ise olumsuz cevap verdi. Gerekçesinde "Mağrib, gerçek anlamda bağımsız oluncaya kadar dönmeyeceğim" diyordu.
İsrail'le doğrudan ilişki kuran bütün Arap ve İslâm ülkelerinin mutlaka tecrübe ettiği bir şeyi, herhalde günün birinde Fas da fark edecektir: İsrail'in birinci önceliği, Müslüman komşular arasında kalıcı problemler meydana getirmek ve çatışmaları körüklemektir. Çünkü "barış" denen şeyi başka türlü sürdürebilmesi mümkün değildir.
Tarihin akışına bakıldığında, "Siyasî iddia sahibi olmak ve toplumsal meselelere İslâm'dan ilham alan çözümler önermek" anlamındaki İslâmcılığın hiçbir zaman bitmediği, sadece bazı dönemlerde zayıfladığı ve mecalsizleştiği; şartlar olgunlaştığında ise yeniden yeşerdiği görülür. Cezayir de bu kuralın dışında kalmayacaktır.