Bir an önce ben hiçbir şeyden korkmam diyen, bir an sonra korkudan küle dönüşür. Nice güzel ben âşık olmam der de, ne âşık olması, aşk olur da çölde kuma dönüşür. Mutluluk bir kıvılcımla tükenir, acı bir tebessümle diner. İnsan değişmem dedikçe değişerek insana dönüşür.
"Ya hatırlamak istemediğin için hatırlamıyorsan ve hatırlamamak için yani unutmak için çok çaba sarf ettiysen ve hatırlamadığın için aslında feraha ermen gerekirken hatırlamadığın için hatırlamamanın seni feraha erdirecek şey olduğunu da hatırlamadığından hatırlamak istediysen ve ben sana kendini hatırlatacak yolu gösterdiğimde sen o yoldan gidip de hatırlayınca aslında unutmak istediğin her şeyi sırtına bir yük gibi tekrar alıvermenin pişmanlığını duyuverirsen ama bir kez daha unutma şansın olmadığı için hayatının sonuna kadar bedbaht yaşamak zorunda kalırsan ne olacak?" dedi bunak dediğim ama aslında pek de bunak olmadığını anladığım ihtiyar kadın.
"Denize in, orada bir sandal var. Denize açıl. Zamanı geçene kadar kürek çek. Zamanı geçince vardığın yerde belki bulursun aradığın şeyi. Belki de bulamazsın."
Ahmakça cevap verdim.
"Belki de bulamayacaksam, ne diye o kadar kürek çekeyim?"
"Belki de sana düşen, bulmak değil, aramaktır..."
"Neyi aramak?"
"Bulamayacağın şeyi"
"Bulamayacaksam niye arayayım?"
"Bulamamayı bulmak için."
"Bulamamayı bulmak için aramama ne gerek var, aramasam zaten bulamamış olurum."
"Bulamayacağın şeyi ararken bulacağın şey belki de aramanın faziletidir öküz, laf dinle azıcık."