Kronolojik sırayla hayatımı takip eden bir termosum var. Teyzem büyük bir firmanın yüksek çalışanlarından. Ona sürekli hediyeler, eşantiyonlar, bir şeyler gelir ve aileye dağıtır.
Üniversitenin son senesi, eli kolu dolu geldi evime. Tonlarca şey arasından markasını hatırlamadığım ve arabaya gidip bakmaya üşendiğim için buraya da yazamadığım gövel başlı yeşil ördek renkli bir termosu kaptın Noel baba çuvalından.
Hiçbir zaman çalışkan bir çocuk değildim ama son senemde bitirme tezimi yazıp, bir yandan ailem istememesine rağmen çalışmam lazımdı. Zamanında ve güzel bir dereceyle mezun olmam gerekti çünkü herkesin yüzünü kara çıkaracaktım.
Hiçbir zaman kahve insanı olmadım, hatta "Ay kahve içmeden ayılamıyorum ayol!" diyen arkadaşlara da "MEH!" çektim.
Bilen bilir, Ankara'daki Milli Kütüphane birçok devlet okulunda okuyan öğrenciye kucak açıp mezun etmiştir.
Kayıt yaptırdım ve dedim ki kendime, "Kesin gitmeyeceksin, hava cıva işlerine yaptırdın bu kaydı. Neyse bu sefer belki kendini şaşırtırsın." ve ben orası sayesinde mükemmel bir ortalama ve başarılı bir tezle mezun oldum.
Her sabah 7.caddeye uzanan kuyruğunun başına geçmek için 8'de kalkıp çayımı demliyor ve 10 dakikalık mesafeyi koşarak 5'e indiriyordum. Genelde benim gibi öğrenciler vardı, çok nadir benden büyükleri. Hep aynı salona, aynı masaya geçtim. Eğer salon ya da masa dolu olursa diye yedek bir masa ve salon da belirlemiştim kendime, hatta üçüncüsü bile vardı ama dördüncüye tahammül edemezdim. (Ben benzin alırken -eğer daha önce gittiğim bir benzinlikse- hep aynı pompadan benzin alır ve doluysa bile oranın boşalmasını beklerdim. Günümüzde birçok insan gittiği mekanda aynı tuvalet kabinini seçiyormuş. Bunu öğrendikten sonra tabii bende de huy oldu.)
Termosum mezun olana kadar bana çayla eşlik etti ve o kadar çok