Yağmur ne zaman yağsa, panikleyen bir geç kalmışlık duygusu yaşıyorum. Pencerenin hangi yanında olursam olayım, ıslanıyorum. Her yağmur kendinden önce yağan başka bir yağmuru hatırlatır, biliyorum.
Karşılıklı, hatta mümkünse paralel divanlara uzanıp, aydınlıkta dillendiremeyecekleri şeyleri anlatıyorlar birbirlerine. Korkular o zaman açıklanıyor, aşklar yaşanmamış bütün ayrıntılarıyla süslenebilecek, yalnızca karanlıkta söylenebilecek, yalnızca karanlıkta paylaşılabilecek sözler bunlar.
Gece. Ona ihtiyacım var. O olmasa nasıl inanabilirim ki gündüzün sahiciliğine. Karanlık her yere hakim. Işığın bittiği yerde karanlık başlıyor. Bir sonu yok oysa ki. Işığı, aydınlığı çepeçevre sarıp sıkıştırıyor. Gücünü yitirsin diye. Sönsün, bitsin, yerini terk etsin diye. Işık gücünü başka yerlerden almak zorunda. Kendi kendini var edemeyecek kadar güçsüz ve sahte.