Belki gerçekten de acı çektiğiniz olmuştur, ama acınıza hiç saygınız yok. Söylediklerinizde gerçek payı var, ama sağduyu yok; en küçük çeşidinden gurur düşkünlüğünüzle gerçekleri göz önüne seriyor, rezil ediyor, pazara çıkarıyorsunuz... Gerçekten de, bir şeyler söylemek istiyorsunuz, ama korkunuzdan, son söyleyeceğinizi söyleyemiyorsunuz; kararsızsınız çünkü, yalnızca ödleksiniz...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ama ne var, biliyor musunuz: Bizim yeraltı insanını dizginde tutmak gerektiği inancındayım. Yeraltında kırk yıl sesini çıkarmadan oturmasına oturur da, yeryüzüne çıkınca konuşur,konuşur,konuşur...
Oysa size yüzüncü kez söylüyorum, ama bir durum vardır, yalnızca bir durum vardır ki, insan inadına, bilinçli olarak, kendisi için zararlı, aptalca olanı da isteyebilir, hatta özellikle de en aptalca olanı... Bunu özellikle, kendisi için en aptalca olan bile olsa, istemek hakkına sahip olmak, kendisi için yalnızca iyiyi istemek zorunluluğunu üzerinden atmak için yapar.
İnsan (kim olursa olsun) her zaman, her yerde, mantığının ve çıkaranın ona emrettiği gibi değil, canının istediği gibi hareket etmeyi sever. Kendi çıkarının tersini yapmayı bile isteyebilir, kimi zaman bunun böyle olması bile zorunludur.
Buna karşılık bana saygı duyulmasını da isterim, kimin bana gereken saygıyı göstermediğini izlerim. Sakin yaşar, görkemli ölürüm. Evet, çok güzel bir şeydir bu, harikadır! Öyle bir göbek salardım, öyle bir üç kat gerdan sarkıtırdım, burnum öyle bir havalarda olurdu ki, beni gören herkes şöyle derdi: "Şu şişkoya bakın! Olunca böyle olacaksın!" Evet baylar, siz ne derseniz deyin, şu olumsuz çağımızda insanın kendisi için böyle şeylerin söylendiğini duyması çok hoştur!