Feda edilen kuşak
Şimdi sıra evlerinden en az 5km. Uzaklıkta bulunan ve şu an dahi ancak bir ilâ bir buçuk saatte çıkılabilen sevr dağındaki mağaraya gecenin karanlığında, karınında ki yedi aylık bebeğe rağmen azık taşınmasındaydı.
Hz.Esmâ:Bana ne! Ben bu halde o kadar yolu,karnımda ki bu çocukla nasıl gidebilirim? Diyebilirdi. “Ya babacığım! Her şeyi biz mi yapacağız? Efendimiz(sas) ile hicrete giden sen,yıllardır tüm paranı köleleri almak için harcayan sen,hicret için develeri alan sen,on yaşındaki kardeşim Abdullah’ı tehlikeye atıp haber getirmesi için görevlendiren sen,şimdi bu halim ile mağaraya azık taşımamı isteyen yine sen? Niye hep sen ve niye hep biz? Başka adam mı yok,bu kadarını biz yaptık,biraz da başkaları yapsın?” Demiyor,diyemiyor.Çünkü Esmâ validemiz,imanın nasıl bir sorumluluk olduğunu çok iyi biliyor,yapılan işleri sadece Allah(cc) için yapıyor; beklentisi,pazarlığı,içten hesapları yok...O,babasından iman yolunda sadâkat dersini eli zübeyr’den ihlas ve aşka ait dersler almış...Bu derslerle yetişen bir hanım artık yerinde durabilir mi? Durmuyor,duramıyor...Gecenin karanlığında kız kardeşi Aişe ile bir bohça içerisinde yiyecekleri ve bir kırba içerisinde suyu koyuyor...Şimdi bir ip lazım kırba ile,bohçayı birbirine bağlayıp yolları arşınlamak için...Ama ip yok...İp aranır ama bulunmaz,ip yoksa belimdeki kuşak var der Esmâ...Belinde ki kuşağı çıkarır,ikiye ayırır,bir parçası ile bohça ve kırbanın ağzını bağlar,diğer parçasıyla da onları birbirine bağlar ve omuzuna atarak yoluna düşer,saatler sonra mağaraya ulaşır. Efendiler efendisi gelen bu hanımı görünce sevinir, birde bohça ile kırbanın o günün dünyasında ve sosyal hayat içerisinde bir hanım için çok değerli ve anlamı olan bir kuşak ile bağlandığımı görünce ,duygulanır bu dünyada iman yolunda,