Zeynep Yıldız

İşte bunun gibi milletimizin büyük bir bölümü gazete, medya ve sömürücü sermayenin yalan yanlış iftiralarıyla aldatılırken, şuurlu bir Müslüman isem, ben koltuğumda oturup rahat rahat işime gücüme bakamam.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hukukta bir kural vardır: "En kuvvetli delil düşmanın şehadetidir." diye. Mademki düşman en çok cihattan korkuyor, o zaman biz de en çok cihada sarılacağız. Aksi hâlde dünyada zaten ezildiğimiz yetmezmiş gibi bir de ahiretimizi de kaybederiz. Bu durumda cihattan başka hiçbir çare de yoktur.
Bazen bize soruyorlar: "Bütün okulları birincilikle bitirmişsiniz. Deha seviyesinde bir beyne sahipsiniz. Bilim dünyasında büyük buluşlara imza atmışsınız. Bir bilim adamı olarak kalıp, ilmî buluşlara imza atsaydınız, insanlığa böylece hizmet etseydiniz daha iyi olmaz mıydı?" diyorlar. Bizim cevabımız şudur: "Bir üniversitede profesör olabilirsiniz, Nobel ödülleri de alabilirsiniz, ama ülkenizin insanı bugün olduğu gibi açsa, sefalet ve zorluklar içerisindeyse, dünyada 300 bin çocuk yoksulluk içinde açlıktan ölüyorsa, sizin Nobel ödülleriniz ne işe yarar?"
Bakanlar Kurulunda hemen itirazlar gelmeye başladı. Ne kadar gariptir ki ilk itiraz da Sanayi Bakanı'ndan geldi. Ardından Dışişleri Bakanı; "Bu yol açılırsa biz yerli üretim yapmaya başlarsak ithalat yaptığımız ülkeleri gücendiririz." dedi. Sonra Ticaret Bakanı; "Efendim ticarette böyle tahditler, sınırlamalar, emrivakiler yapılamaz. Herkes istediğini istediği yerden alabilmeli." diye devam etti. Millî Birlik Komitesinin Bakanlar Kurulu bu. Tabii biz hepsine gereken cevapları verdik. Saatler geçti. Öğleden sonra oldu. Hepsinin karnı acıkmış. Yemek arası verelim denildi. İşte o an içlerinden birisi gürledi; "Allah'tan korkun!" diye bağırdı. Baktım gözlerinde bir damla yaş birikmiş, hem ağlıyor hem de öfkeli bir şekilde haykırıyor: "Beyler! Memleketin yetiştirdiği pırlanta gibi bir insan gelmiş bizden memleketin lehine, ekmek su kadar doğal bir şey istiyor. Bir mal aynı fiyata Türkiye'de yapılıyorsa dışarıdan ithal edilmesin, Türkiye'den alınsın diyor. Buna nasıl hayır dersiniz. Bir gün peynir ekmek yiyiverelim. Bir gün yemek tatili vermeyiverelim. Ama bu önemli sorumluluğu yerine getirelim" Bu kişi, Milli Birlik Komitesinin Kurucu Bakanlarından Ragıp Üner'di.
Önce Gümüş Motor Fabrikasını tanıtan bir film gösterdik. Sonra Türkiye'de neler yapılabilir sinevizyon eşliğinde tam iki saat boyunca anlattık. Bilirsiniz film ya da sinevizyon gösterilirken, ekran daha iyi görünsün diye salondaki elektrikler söndürülür. Biz de konferansın yapıldığı salonda ışıkları kapatmıştık. Konferans bitip elektrikler açıldığında bir de baktım ki generallerin hepsi ağlıyor. Gözleri yaşlı... Biz ordunun özünde böylesine yüksek millî hissiyata sahip insanlar olduğunu orada gözümüzle gördük.