Bakışları titremiyordu. Bana, 'O halde, hiçbir ümidiniz yok mu? Tamamıyla ölüp gideceğiniz düşüncesini mi taşıyorsunuz?' dediği zaman sesi de titremedi. Ben de "Evet," dedim.
Zihnim çok meşgul olmasına rağmen, bazen ben de söze karışmaya kalkışıyordum. O zaman avukatım, 'Siz susun, davanız için böylesi daha iyi' diyordu. Yani, bu davanın benim dışımda görülür gibi bir hali vardı.Her şey, ben karışılmaksızın olup bitiyordu.
Kaderim, bana fikir sorulmadan belirleniyordu.