Merhaba, yorumum tamamen karakterler üzerine olacak. Çünkü ilk kitapta dünyasını anlayacağım ve eleştirebileceğim kadar bir dünya anlatımı yoktu, maalesef. Karakterlerle ilgili spoiler almak istemiyorsanız lütfen bu incelemeyi okumayın :))))
Karakterlerle ilgili en beğenmediğim şey her karaktere bir his atanmış olmasıydı. Itır karakteri saf nefret, kavga, memnuniyetsizlikten oluşuyordu; buna bağlı olarak da kas gücü verilmişti karaktere. Mara beklenti ve açgözlülük hislerine sahipti, gücü de bununla bağlantılı olarak bilgelikti. Günışığı (karakterin gerçek adını unuttum, bu lakabıydı) saf korku ve çekingenlik hislerinin sahibi olarak ışık gücüne sahipti. Elzem yani başrol karakterimiz de zeki ve hırslı hislere sahipti, gücü de tehlike ve bedel ödemeyle bağlantılıydı. Buraya kadar anlattıklarıma bakarak "e ne var bunda?" diyebilirsiniz. Haklısınız da. Benim asıl sorunum bunun yapılma biçimindeydi. Çünkü karakterler, onlara atanan bu duyguların esiri olmuş ve körleşmişti. Ne kendi istedikleri biçimlerde davranabilir ne de mantıklı düşünebiliyorlardı. Hikayenin başından sonuna kadar bütün karakterler, içinde hapsoldukları bu kalıplar yüzünden boğuldu. Elzem karakteri "zekiyim" diyordu ama dünyaya adapte olamıyor, ilerleme kaydedemiyordu. Itır "güçlüyüm" diyor, her türlü belayı başına alıyordu. Mara karakterine açgözlü dendi ama bir açgözlüye kıyasla çok sıradan takıldı. Günışığı yani korkak denen karakter o kadar renksiz ki ona diyecek lafım bile yok zaten. Kısaca toparlamak gerekirse karakterler, tahammül seviyenizi aşacak düzeyde aptalca davranıyor. Sürekli başlarına bela alıyor ve bundan asla pişmanlık duymuyorlar. Bulundukları evrende birbirlerine yardım etme şansı olan dört kişi olarak birbirlerini kollamak yerine sürekli birbirlerini taşlıyorlardı. Yetmez gibi işe