Belki bu kez gerçekten farklı olurdu. Belki daha kötü olurdu. Her halükârda, umutsuz ve aşk dilenen kara sevdalı bir meczup gibi, kalbimi bir tepsiyle seve seve -yılmadan, defalarca- sunacağım başka hiç kimse yoktu.
“Eee... onu sormayacak mısın?”
Kanım buz kesti ve göğsümün içindeki o aptal organ bir kaburganın köşesini kendine saplayıverdi.
“Hayır,” dedim sıkılı dişlerimin arasından…