Hayatın amacı kendine varmaktır. Oysa herşeye yaklaşır, her yere varır, bir tek kendinden uzak kalır insan. Her yeri, her şeyi keşfeder ama kendine kıpırtısız duran okyanuslardan haberi bile olmaz. Rumi.
Alman yazar Stefen Zweig'in çok güzel bir tabiri vardır, tarihe yön veren belirleyici anlar için "insanlığın yıldızının parladığı anlar" der. Kişisel yaşamlarımız içerisinde, yıldızımızın parladığı anlar; sesimizi yükselttiğimiz, "hayır" diyebildiğimiz anlar var. Hakkını aramayı bilen, hayır deme cesareti gösterebilen, haksızlığa karşı diklenebilen toplumlar şahsiyetli bir yaşam kurmayı becerebilirler....Amerika'da bir senatöre, "10 protesto mektubu alırsan ne yaparsın?" diye soruyorlar, "Mektupları yırtar atarım" diye cevaplıyor. 50 mektup aldığında biraz düşüneceğini, 100 mektup aldığında ise harekete geçeceğini söylüyor. Toplumsal tepkiler ısrarla devam ettirildikleri müddetçe sonuç getirir.
Göbeklitepe'de beni en çok şaşırtan şey sütunlara yaptıkları kabartma hayvan figürleri oldu. Sütunlara hayvan resimleri yapmamışlar, kabartmalar yapmışlar. İnanılmaz bir şey. Koskoca kayayı kesmişler, o kayadan sütun yapmışlar, bir tarafına da kabartma olarak hayvan figürü işlemişler. Bu ne kadar zor bir şey tahmin edebiliyor musun? O dönemde madenler yok. Taşı taşla işliyorlar. Taşı, demir gibi yüksek ısıda dövüp demir gibi ince hale getiriyorlar ve bu kabartmaları yapacak bir alet elde ediyorlar. Buna göre Neolitik insanı bizim düşündüğümüz kadar ilkel olamaz....Mehmet Âkif, İstiklal Marşı'mızda diyor ya: "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı." Ah bir tanımaya başlasak...
Tarihe yön vermiş şahsiyetlere baktığımız zaman gezdiklerinden çok okuduklarını görürüz. Örneğin Atatürk'ün hayatı boyunca 4 bin 800 kitap okuduğunu biliyoruz. Hayatı cephelerde geçen biri olarak dünyayı anlayabilmenin en iyi yolunu okumakta bulmuş....Seyahat etmenin önemini elbette küçümsemiyorum ama deneyimlerin içerisinde en faydalı gördüğüm eylem, okumak oldu.