Elisabeth için hükümdarlık etmek bir satranç oyunu, bir fikir jimnastiği ya da sürekli bir sinir savaşı demekse, Mary Stuart için de güçlü bir haz duymak, yaşamdan daha çok zevk almak, şövalyeler gibi dövüşerek mücadele etmek demekti.
İçimizden birine daha çok özgürlük verin, ellerindeki bağı çözüp yaşama alanını genişletin, üstündeki vesayeti kaldırın ; bakın, o zaman yeniden vesayet altına girmek için önce kendisi can atacaktır.
Sınırsız gururum ve bunun doğurduğu aşırı titizliğim sonunda iğrenme derecesine varan bir nefret duyuyordum kendime karşı ; bu yüzden, başkalarının da bana aynı gözle baktığını düşünüyordum.