ymir

ymir
@Zinnepnasli_
Fourth of July - Sufjan Stevens
Ben seni severim sevmesine de toplum buna hazır değil Nükleer denemeler kyoto sözleşmesi küresel ısınma falan. Belki sen çok küçüksün belki benim ruhum ölü Biraz Nietzsche biraz Kant kafan karışmış belki Parlıamanet'i de bozdular tutunacak dalımız mı kaldı? Pavyonda tanıdığım bilge bir pezevenk vardı! Kötü kitaplar okumak kötü yaşamak gibidir derdi. İyi kitaplar okudum bir boka yaramadı.. Ben seni severim aslında da düzenim bozulur diye korkuyorum Durduk yere başımıza saçma sapan bir aşk çıkar Sinemaya gitmeye ele ele tutuşmaya falan kalkarız İşin yoksa çiçek al,saç tara, parfüm sık. Küsmesi,barışması,ayılması,bayılması Hatta eninde sonunda kaçınılmaz ayrılması Meyhanede tanıdığım gerzek bir filozof vardı! Güzel kadınlar insanın ömrünü uzatır derdi. Bir sürü güzel kadın girdi hayatıma Hepsi ağzıma sıçtı.. Ben seni severim belki de rabbim buna hazır değil. Her şeyin güzelini sever o ideal birliktelikler ister Seninle benim yan yana oturacağımız çekyata Ne ilahi adalet sığar ne de diyalektik.. İçime çöreklenmiş sığ bir sığır var benim. Ben seni severim sevmesine de İş çıkarmasana şimdi ne gerek var güzelim..
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kendi oubliettemin duvarlarına tuğla koyduğum bi düşten kalktım bu hafta. Yalnız kalmayı, tek başıma düşünmeyi sevdiğime mi yoksa insanlardan kendimi dışladığım müthiş bir kabusa mı yorsam bilemedim. Irk bitig kuğudan söz eder. Yaşlı bi askerin eve dönüşünü simgeler. Kuğum yanıbaşımda iken savaşım nerede? Önceleri kendimi bulunmaz hint kumaşı sanardım. Yokluğumdan kaç metre kefen çıkar dünyaya? Yalnızlığımı iki kat sarınıp uyuyorum geceleri Unutulmamak için haplar yutuyorum geceleri Kirletmemeye ant içtiğim düşüncelerim ; Eskitmeye kıyamadığım kefenim için, Ben kuğumu yalnız bırakıyorum da oubliettemin çamurunda boğuluyor sanki.
bir gün ışığını kaybettiğini sandığın an sana fener yolunu bulamayacağını düşündüğün an harita sahneden inmek istediğinde ise önüne serili yollar olacağım geçtiğin yollar aydınlattığın karanlıklar gibi olsun hayatıma girdiğin ve bana ışık olduğun için sonsuz teşekkürler
Yeni şeylere başlamak mı yoksa yeni şeylere başlamak isterken eskileri özlemek mi daha zor ayırt edemiyorum artık; Zihnimi vazolarla dolu bir müzeye benzetiyorum, yıllaşmış kalıplarımdan oluşan vazoları her yıkmaya kalktığımda herbir parçası etrafa dağılıyor ve ben kimse yaralanmasın diye herkesi teker teker çıkarıyorum, ta ki tüm parçaları toplayana kadar. Zannediyorum ki dağılan parçalar herhangi birine batarsa bunun sebebi benim yetersizliğim. Çıkmak istemeyip bana yardım etmeye uzanan her eli kesiyorum, parçalara ayırıyorum ; çünkü yere her eğilişimde kendimi acılınası buluyorum. Herkes gidip de kırılanların ellerimi kesmeye başladığı an hissediyorum yalnızlığımı. Oysa ne kadar kalabalıktı zihnim diye düşünüyorum. Seslerini hala duyuyorum kapı pervazlarından. Eğilip de kulak verdiğim her ses nasıl olur da ellerimdeki kesiklerden çok daha canımı yakar diyorum? Ve ben bu haldeyken hala nasıl söz edebilirim zihnime birilerini almaktan? Gitmeyi kendine görev saymışlar hala kapılara vurup kaçarken ben nası anlayabilirim ki geleceğine inandıklarımın gidenlerden olmadığını, Belki de artık kapıdan çekip gözlerimi kendime bakmalı, zihnimi toplamalıyım. Her putun bir ibrahimi olacağını; kimsenin sonsuza dek aynı kalmayacağıni anlamalıyım. Etraf bu kadar dağınıkken artık sadece kendi ellerimdekilerle ilgilenmeliyim. - 4 temmuz 2026
Narla İncire Gazel
“Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmemiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım.”