“Hoşlandığı meyvelerden birini eline alan o türlü kimse ondan gelecek hazzı, lezzeti ancak onu yemekte bulur. Öbürleriyse onu eli- ne aldığı gibi o meyve eğer çilekse önce onun kokusuna hayran olmakla başlayıp rengine, şekline, o çileği oluşturan maddelerin meydana gelişine, içindeki ince liflere, buzlu gibi duran doğal cilasına bakar bakar da hayranlığı artar. O çileğin tadından başka görünüşünden de zevk alır, güzel ko- kusundan da haz alır. Bunların yalnız mideleri yararlanmaz, o seyirden, o hayranlıktan fikirleri de manevi açıdan yarar- lanır. Bu da ruhani beslenmeleridir. Bu beslenmeye onlar müpteladırlar, mecburdurlar. O hayranlık, o inceleme, o derin düşünme onları o ellerindeki meyvenin renginden, kokusundan, lezzetinden daha ilerilere götürür. Meyveleri, bitkileri, otları, çiçekleri düşündürür. Fikir derece derece, katman katman yükselir, araştırma ve incelemelere varır. Bir çilek ya da bir armut ya da bir salkım üzüm onlara işler açar. Fikirleri yükseldikçe yükselir. Onun yaratılışını düşündürür, yaratanına hayran eder.”