Her genç kadın mutlak birçok emelinin, birçok hayalinin uzağında, hüzün içindedir. Ah o mahzun gözlerde ne derin yaralar, ne tedavi kabul etmez matemler
vardır!..
Bence İstanbul’un en büyük kusuru, bir kibar hayatı ve kibar halkı olmamasıdır; Abdülhamid zamanında İstanbul’da asalet, türlü köpekliklerle zengin olmuş hırsız ailelerine mahsustu, şimdi Meşrutiyet bunu da mahvetti, evvelden zaten kibar yoktu, bugün zengin de kalmadı. Eşitlik ise yalnız herkesin ahlaksızlık ve fikirsizlikte birbirine benzemesinde kendisini gösteriyor demektir.
Halbuki, elbette bu şehirde beni anlayacak ve benim de seveceğim, yani benim için dünyaya gelmiş ve benim için yaşayan bir genç vardır. Fakat nerede? Nerede? 
Evet, ben de sevmek ve sevilmek isterim, fakat isterim ki seveceğim adam aşkıma ve bana layık olsun ve isterim ki o sevdiğim adama hayatımı üzülmeden, pişman olmadan, ölünceye dek geri almamak üzere vereyim.