Marx ve Engels, coğrafi olarak devrimin, Batı ve Orta Avrupa'nın en gelişmiş kapitalist ülkelerinden başlayıp yayılacağına inanıyorlardı. Manifesto'nun yazıldığı yıllarda Avrupa'nın yeni bir devrimci ayaklanmanın eşiğinde olduğunu ve Almanya'nın çarpışma alanı olacağını düşünüyorlardı:
"Komünistler dikkatlerini en başta Almanya'ya yöneltirler; çünkü Almanya burjuva devriminin arifesindedir ve çünkü bu altüst oluşu genel olarak Avrupa uygarlığının daha ileri olduğu koşullarda ve 17, yüzyıl İngiltere'si ile 18. yüzyıl Fransa'sındakinden çok daha gelişmiş bir proletaryayla gerçekleştirecektir. Öyle ki Alman burjuva devrimi ancak bir proletarya devriminin dolaysız ön gösterisi olabilir."
Bu öngörü, tabii ki, pek iyimserdi. Almanya' da ve bütün Avrupa' da zaferi, devrim değil karşı-devrim kazandı. Fakat Marx ve Engels, Manifesto'daki proleter ya da sosyalist devrimin önce bir ya da birkaç ileri kapitalist Avrupa ülkesinde olacağı görüşünü hiçbir zaman değiştirmediler. 1870 ve 1880'lerde, bir yüzyıl önceki Büyük Fransız Devrimine nitelik ve alan olarak benzeyen bir devrime şahit olacağına inandıkları Rusya ile yakından ilgilenmeye başladılar. Bu ilgilerinin büyük bir kısmı da esasında bir burjuva devrimi olmasına rağmen Rus devriminin Batı için bir işaret olacağına inanmalarından ileri geliyordu. Gustav Mayer, Engelsin biyografisinde ileriki yıllarından söz ederken şöyle diyor; "gelecek üzerine tahminleri hep, Batı' da bir proleter devrimine yol açması beklenen Rus devrimi üzerineydi.Fakat "hiçbir zaman Batı Avrupa' da kapitalizm devrilmeden, fikirlerinin Avrupa uygarlığının en ucunda uzanan bu imparatorlukta zafere ulaşabileceğini düşünmemişti."