"Kaybetmek yalnızca elinde olanın elinden alınması mıdır? Hayır. Kaybetmek, sözünle hayat bulan fikrinin dahi dilinden alınmasıdır. İstediğin topraklarda yürüyememek mağlubiyet midir? Hayır: Yürüsen dahi istediğin fikri belirtememektir. Şahiplenmeye çalıştıkları toprakları "durun onlar sahipleniyor; biz gitmeyelim" dedik mi? Hayır. Tunceli'ye, Hakkari'ye, Diyarbakır'a, Mardin'e gitmedik mi? Gittik.
Sahiplenmeye çalıştıkları yıldızı "dur bu yıldızı onlar sahiplendi" deyip bayrağımızdan çıkarttık mı? Hayır. Peki neden bu kadar kolay teslim ettik, yeşili, kırmızıyı, sarıyı? Toprak bizim: Türkiye Cumhuriyeti toprakları. Ama sen o topraklarda benim ördüğüm kazağı giyemeyeceğini söylüyorsun. Şimdi biz mi kazandık?" Enteresan olan, söylediği şeyin doğruluğu değildi aslında. Enteresan olan, aman canım çocuk işte deyip geçmemesiydi. O zamanlar tam olarak anlamamıştım ne söylediğini. Ama şimdi böyle yorumlar geldikçe ya da etrafta buna benzer yorumlar duydukça ne demek istediğini tam olarak anlıyorum.
Bunu da şöyle açıklıyor Nietzsche:
"Özgür ruh tekrardan yaşama döner, tabi yavaşça. Yine bir sıcaklık, bir yumuşaklık vardır: hissetmek daha da derinlik kazanır; rüzgâr kişinin etrafında esip durur.
Neredeyse hissediyordur ki, sanki şu anda ilk defa, gözleri yakınındaki şeyleri görmeye başlamıştır. Şaşkınlık halindedir, öyle sessizce oturur. Minnetle bakar arkasına; yolculuğuna, kendini sürgün edişine ve ciddiyetine.Acı çekmek, öylece durmak, sabretmeyi öğrenmek, güneşin altında olmak... Ne kadar da memnun olur bunlardan! Dünyadaki en minnettar varlıklardır onlar, ayrıca en mütevazılarıdır. Bilgeliktir bu, dünyevi bilgelik."