Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılara boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulatan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.
Neden öbür çocukları sevdiğin gibi beni de sevmiyorsun? Çok uslu durdum. Bir daha hiç kavga etmedim, derslerime çalıştım, küfretmeyi bıraktım. Kıç bile demedim. Neden bana böyle davranıyorsun, Bebek İsa? Şeker portakalımı kesecekler, ama bunun için bile yaygara çıkarmadım. Sadece birazcık ağladım... Şimdiyse... Şimdiyse..."
Gözyaşlarım yine sel olup aktı.
" Portuga'mı geri istiyorum, Bebek İsa. Portuga'mı bana geri getirmelisin..."