Narin adımlarıyla, gözlerindeki parıltıyla, büyük göğüsleriyle genç bir kıza bakmak hoştu. Ama onun ödevi daha gelmemişti. Gözlerindeki ışık parladı, adımları hızlandı. Genç adamlarla birlikte güldü ve arkasını döndü. Onların üzerine kendi huzursuzluğunu bıraktı. Sonra daha da ,daha da güzelleşti. Sonunda bir avcı onu çadırına aldı; kendisine yemek yapsın, arkasını toplasın ve çocuklarına baksın annesi olsun diye. Ve çocuklarının gelmesiyle güzellik onu terk etti. Yürürken ayaklarını sürümeye başladı. Gözlerindeki parlaklık gitti. Artık sadece çocukları, yaşlı, kırışıklarla dolu yüzüne bakmaktan keyif alıyordu. Ödevini yerine getirmişti. Kısa bir süre sonra, ilk kıtlıkta veya ilk uzun yolda yanında bir odun yığınıyla arkada bırakılırdı. Kanun buydu
Hayat bu muydu? Hiçbir anlamı olmayan kısacık bir şey? Sadece hayat can yakardı.
Ölümde acı yoktu. Ölüm uyumaktı. Ölüm huzurdu. O zaman niye ölümü kabullenemiyordu.