Doğa yasası, insanlara olması gerekeni gösteren yani normatif kurallar ihtiva ettiği için evrensel olan bir yasadır. O, tüm zamanlar ve bütün yerler için geçerli olduğu gibi, tüm insanlar için de geçerlidir; bu yüzden doğa yasası aklın yasası olup, ona uygun hareket etmek, akla uygun hareket etmek, onun tersi yönde hareket etmek, akla karşı hareket etmek demektir. 
Locke’a göre, bize bilgimizin malzemesini oluşturan ideleri temin eden kaynak deneyimdir. Yani biz ideleri ya dış dünyadaki fiziki varlıkları gözlemlememizin veya deneyimlememizin ya da bu varlıklardan duyu organlarımız aracılığıyla bize ulaşan etkiler üzerinde zihnimizin gerçekleştirdiği çeşitli faaliyetleri idrak etmemizin sonucunda elde ederiz. 
İnsan zihninin doğuşta bir tabula rasa, boş bir levha olduğunu söyleyen deneyci Locke için bilginin kaynağını sorusuna verilecek cevap bellidir: “Deneyim yoluyla.”
Ahlaki ilkelerin herkes tarafından tasdik edilmediğini, ahlaki değerlere bütün insanlar tarafından bağlanılmadığını ve insanların evrensel ittifakını kazanmış bir tek ahlak kuralı bulunmadığını, Locke, “insanlık tarihi hakkında gerçekçi konuşan ve gözlerini kendi bacalarının dumanları ötesine çevirebilen insanlara müracaat edildiğinde bu gerçeğin kolayca anlaşılacağını” söyleyerek ifade eder.
İnsanların bildikleri varlık alanı gerçek evrenin sadece çok küçük bir kesitini meydana getirir. Nasıl ki kusursuz bir tablonun bütününe bakmadan, onun bir kenarındaki gölge ya da koyu renklerden yola çıkarak, resmin kötü olduğuna hükmetmek yanlış olursa, aynı şekilde bilinen o küçük kesitin içerdiği acı ve ıstıraplardan hareketle evrenin bir bütün olarak kötü olduğu yargısına varmak da hatalı olur.