Yaşamımızdaki sarsıcı durumları dile getirmek istediğimizde, ağırlık belirten eğretilemelere başvurmak eğilimindeyizdir. Bir şeyin bizim için büyük bir yük olduğunu söyleriz. Ya taşırız bu yükü ya da beceremez, okkanın altına gideriz, bu yükle didişir, kazanır ya da kaybederiz.
Hepimiz yaşamımızın en büyük aşkının hafif, ağırlıksız bir şey olabileceğini, onsuz yaşamımızın hiçbir zaman eskisi gibi olamayacağını varsayarız; en kasvetli, en korkutucu suratıyla bizzat Bethoven'ın o büyük aşkımıza bir "Es muss sein!" (Olmalı!) çektiği duygusuna kapılırız.