“Kim ahiret mahsulü isterse onun ürünlerini fazla fazla artırırız. Kim de sırf dünya menfaati isterse ona da ondan veririz ama ahirette onun hiç nasibi olmaz.” (Şûrâ, 20)
Hz. Ali'ye (k.v.), "Niçin faziletli kimselerin rızkı dardır?" diye sormuşlar, o da şu cevabı vermiştir: "Fazilet de rızıktır." Demek ki faziletli kimselerin rızkı fazilet olarak verilmiş, diğerlerinin rızkı ise mal ve dünya nimetleri şeklinde verilmiştir fakat baki olan faziletlerdir.
'Sağ elin verdiğini sol el duymayacak' derecesinde gizli vermek övülen bir haslettir. Bunun bir manası da kişinin muvaffak olduğu işleri tamamen Rabb'imizin bir lütfu olarak göre bilmesidir. Kişinin kendi faziletlerinin farkında olmaması da esasında Rabb'imizin ayrı bir ihsanı dır. Böyle bir kimse ucb ve kibir gibi hastalıklarından Rabbimizin hususi bir inayetiyle korunuyor demektir.
“İnsan, fıtraten kullukta bulunmaya meyillidir. Bu meyli ya Rabb'ine ya da nefsine ve başkalarına yönelik kullanacaktır. İnsan yaradılış itibarıyla diğer canlılardan farklıdır. İnsanın iradesi vardır ve bu iradenin verilme gayesi, Rabb'ine kendi tercihiyle kullukta bulunmasıdır.”
“Ey İnsan! Sana gelen her iyilik Allah'tandır. Başına gelen her fenalık ise nefsindendir. Ey Resul'üm! Seni bütün insanlara elçi gönderdik. Allah'ın buna şahit olması yeter de artar!”
(Nisa, 79)