Mahlûkatı halk ettim. Tâ ki, fayda, menfaat, lütuf ve keremler onlara ola. Yoksa bana değil. Yani onlar benden fayda göreler, ben onlardan değil."
Hadis-i kudsîsinin beyanı ile, yaratılanlar, Cenâb- ı Hakk'ın inayet ve ikramına, lütuf ve keremine, ihsan ve merhametine muhtaçtırlar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Aslında görmek ve inanmak kavramlarını birbirine karıştırmamak lazımdır. İnanmak aklın ve zihnin işidir. Görmek de gözün görevidir. Her şeyi göz görmez, bazı şeyler zihinle, kulakla ve dil ile görülür.
"Sen burada misafirsin ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getirmediği şeye kalbini bağlayamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve kezå, bu fani dünyadan da çıkacaksın... Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış." (Mesnevi-i Nuriye)
İnsan bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemadiyen (devamlı surette) gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemadiyen zeval (yok olma) ve firakta (ayrılık) yuvarlanması şahittir.
Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile ebedî daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir.