-Özür dilerim...Yüzünüze bakmak isterdim ama ben Güneş'ten başkasına bakamam.
-Bütün gün burada oturup sadece Güneş'e mi bakıyorsun yani?
-Evet...Gözlerimi bir an bile ayıramam Güneş'ten... Çünkü...Ona aşığım ben...
-Şimdi anlaşıldı, aşkından sararıp solmuşsun zaten. Güneş bunun farkında mı peki...
-Bilmiyorum... Ama bir gün mutlaka fark edecek beni. Kendisini bu kadar seven birini görmezden gelemez...
Alanında bir ilk desek yanılmayız. Kafamda bir kurgu vardı kitabı okumadan önce. Ama kitap tahminimden çok öte.
Buzdolabı vatandaşlarının sohbeti sizi kitaba kitliyor. Akıcı ve bir nefeste okunacak kadar sürükleyici oluşu hoşuma gitti.
Okurken irembağına inanan umutlu bir parlak domates oluyorsunuz, bazen umudu hayal kırıklığına bırakmış bir elma, bazen de bilgece konuşan bir enginar ya da inandığı yol uğruna aklını yitirecek seviyeye gelen zencefil...
Hepsinin karakteri hikayesi farklı ama aynı umuda sarılmışlar. Peki irembağı gerçek mi...
Kitapta verilen mesajlar çok etkileyiciydi. İsraf konusu ve yemek kültürü güzelce işlenmiş. Okurken aynı zamanda felsefi bir altyapı sezdim.
Okudum mutluyum gastronomi edebiyatı üzerine okuduğum ilk kitap, unutulmazlara eklendi.