Bazı insanlar vardır sayın arkadaşlar, yanlış düşündükleri için değil, hiç düşünmedikleri halde düşündüklerini sandıkları için yanılırlar. Bu, sert bir eksiklikten çok, fark edilmesi zor bir yanılsamadır. Çünkü insan, kendi zihninin sınırlarını nadiren dışarıdan görebilir. Bu tür bir zihinsel durum çoğu zaman kötü niyetten doğmaz, aksine aceleyle edinilmiş kanaatlerin konforundan beslenir. İnsan, kendine ilk anlamlı gelen fikri sahiplenir ve onu sorgulamayı erteledikçe, o fikir zamanla bir kanaatten ziyade kimliğe dönüşür. İşte o noktada mesele bilgi olmaktan çıkar, aidiyet meselesine evrilir.
Buradaki asıl incelik şudur sayın arkadaşlar: Zeka, her zaman derinlikle birlikte gelmez, tıpkı konuşmanın her zaman anlam üretmemesi gibi. Bazı insanlar kelimeleri ustaca yan yana getirir, fakat bu, o kelimelerin ardında gerçek bir kavrayış olduğu anlamına gelmez. Düşünce, sadece ifade edilebilmekle değil, gerektiğinde terk edilebilmekle de olgunlaşır.
Belki de bu yüzden, gerçekten düşünen insanın alametifarikası bildihlerinden çok, şüphe duyabildikleridir. Çünkü şüphe, zihnin kendine açtığı bir penceredir. O pencere kapandığında ise insan, kendi kesinliklerinin içinde yavaş yavaş daralmaya başlar. Yine de burada küçümsemek yerine anlamaya çalışmak daha sahici bir tutumdur. Zira çoğu insan, derinlikten kaçtığı için değil, derinliğin nasıl bir şey olduğunu hiç deneyimlemediği için yüzeyde kalır. Ve bazen bir insanın ihtiyacı olan şey, daha fazla bilgi değil, ilk defa gerçekten düşünmeye davet edilmesidir.