Haydi bir empati yapalım. Bir Filistinli olduğumuzu varsayalım. Şu anda yaşamakta olduğumuz ülkenin, şehrin hatta ilçenin baştan sona bütün yönetimi ve emniyeti Türkiye Devleti tarafından sağlanmakta. Bir sabah uyandığımızda; Türk polisinin ve askerlerinin bulunduğumuz bölgeden çekildiğini görüyoruz. Belediye başkanı, vali, kaymakam, savcı gibi devletin tüm yetkili makamları ülkeden çekilmiş. Ve şehre İngilizler girmiş. Şimdi tam da burada bir soru soralım kendimize: Halk olarak bizlerin elinde ne kaldı?
Asker yok, silah yok, devlet yok... Ve düşmanlar bütün gücüyle şehrinizi ele geçirmiş. Başınızda otorite yok! Siz de halk olarak birbirinize bakıyorsunuz. Tam da böyle bir durumda olsaydınız ne yapardınız?
Peki, Filistinliler 1917'den beri ne yapıyor?
Türkiye'nin ordusunu kendi orduları gibi görüyorlar. Türkiye Devleti'ni kendi devletleri olarak görüyorlar. Türkiye'nin Cumhurbaşkanı'nı kendi başkanları gibi görüyorlar. Çünkü öyleydi, onlar hâlâ öyle görüyorlar.
Devletsiz bir sabaha uyanan Filistin halkı; başsız ve silahsız kaldığı o günden beridir, ellerindeki imkânlarla dünyanın başına bela olmuş Siyonizm ile mücadele etmekteler...
Bu dava, toprakları ellerinden alınmış bir milletin 'vatan müdafaası' değil. Sadece Arapların ya da Filistinlilerin davası değil. Bu bir iman davasıdır, namus meselesidir... Çünkü söz konusu, sıradan bir toprak parçası değil; Kur'an'da "etrafı bereketli" diye ifade edilen ilk kıblemiz Mescid-i Aksa'dır. Davamızın ve hassasiyetlerimizin temelinde bu vardır. Ve bu konu;
"Ben Müslümanım!" diyen herkesin ortak meselesidir.