Çünkü kalbin de kendi gecesi ve kurdun ya da geyiğin avlanma içgüdüsü kadar vahşi kendi kıpırtıları vardır. Rüya, arzu, kibir, bencillik, aşk deliliği, kıskançlık ve intikam hırsı insanın gecesinde, tıpkı çöl gecesindeki puma, akbaba ve çakal gibi pusuya yatmıştır.
Ormanın derinlerinde gece yaşamaya devam eder, gece ve bu kelime anlamına gelen her şey: Av, aşk, gezinme, amaçsız bir yaşama sevinci ve hayatta kalma mücadelesi.
...ay ışığıyla aydınlanan gecenin tutkulu anlarını hatırlar, açık alanın ortasında, aşk savaşının verildiği yerde durur, düelloda yara alan kafasını gururlu ve hırpalanmış bir şekilde kaldırarak kan oturmuş, ciddi ifadeli gözleriyle, bu tutkuyu asla unutamayacakmışçasına etrafına bakar.