“Ben de sizin gibi rüya görüyor ve gece kabuslar yaşıyorum. Ben de sizin gibi korkuların neden gece hükmettiğini hep merak etmişimdir. Yirmi yıl düşündükten sonra, artık korkuların karanlıkta çıkmadığını; daha ziyade
onların her zaman orada olan ama gün ışığının parlaklığında silinen yıldızlar gibi olduğuna hükmettim."
Josef, sen hayatın zirvesinde duruyorsun!"
Breuer elini Freud'un elinin üzerine koydu. "Hayatın zirvesi! Evet, doğru noktaya parmak bastın Sig. Hayat tırmanışındaki zirve! Ama zirvelerin de sorunu şu ki zirveden sonrası hep yokuş aşağı gidiyor. Zirveden bakınca önümde uzanan yılları görebiliyorum. Bu manzara hoşuma gitmiyor.
Gördüklerim sadece yaşlılık, babalık ve dedelik."
Hayatı cehennem gibi, intiharı düşünüyor, onu bu bunalımın içinden çekip çıkarmamı istiyor.
Ne tuhaf değil mi? Ölümün siren sesini susturmanın senin arkadaşına, kendisi de aynı hezeyanlardan geçmiş olan, sana en son yazdığında bir tüfeğin namlusunun hiç de kötü bir manzara gibi gelmediğini söyleyen arkadaşına düşmüş olması sana tuhaf gelmiş olmalı.
Belki de sevdiklerinizi düşünüyorsunuzdur. Daha derine inin, aslında onları sevmediğinizi göreceksiniz: Sevdiğiniz şey sevmenin sizde yarattığı hoş duygular! Arzuyu seversiniz, arzulananı değil.