Cansever

Cansever
ruhu savaşçıdır, görünüşü zarif. instagram.com/oliveringezegen...
İnsan
Lisans
İstanbul
4 Nisan
110 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Nietsche’ye Niyetlenip Breur’e Ağlamak;
10/10
·430 syf.··
Beğendi
·
2024 9. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 12 Ekim 2024 23:23
Kitap 1882’li yıllarda geçiyor. Psikanalizin doğum sancıları çektiği, psikoterapinin oluşumunun zemininin atıldığı zamanlara götürüyor okuyucuyu. Oldukça çekici bir kadın olan psikanalist Lou Andreas-Salomé henüz kimsenin tanımadığı, yazdıklarının çok az kişiye ulaştığı, okur kitlesi oldukça sınırlı olan F Friedrich Nietzsche ‘nin sağlık sorunları için Yahudi asıllı Avusturyalı Doktor Josef Breuer ‘e başvurur. Nietsche ile arkadaşlığı kısa sürede tutkulu bir gönül ilişkisine dönen Salome, Doktor Breuer ile bir anlaşma yapar ve onu Nietsche’yi tedavi etmeye ikna eder. Nietsche o dönem migren ataklarından ve intihara meyilli depresyon duygularından muzdariptir. Salome gelecek vadettiğini düşündüğü ve Alman felsefesinin dünya için büyük umut vadeden ismi olarak gördüğü Friedrich Nietsche’ nin içinde olduğu duygu durumundan bir nebze kendini sorumlu tutar. Bu nedenle de onun tedavi olmasını hayati öneme bağlar. Bu arada Nietsche ile Salome arasındaki ilişkinin kısa sürdüğünü ve Nietsche’nin, Salome’nin kendisine ihanet ettiği düşüncesini barındırdığını; bu nedenle kendisine tutkulu bir aşk ve büyük bir nefret beslediğini belirtmekte de fayda var. Breuer, Lou Salome’den oldukça etkilenmesi ve dolaylı bir takım sebeplerden ötürü Nietsche’yi tedavi etmeyi kabul eder. Ancak bunu Lou Salome ismini Nietsche’den saklayarak yapması gerekir. Aksi takdirde Nietsche böyle bir tedaviyi kabul etmediği gibi kendisine uzatılan yardım eline düşman olarak bakacaktır. Friedrich Nietzsche arkadaşlarının ısrarı ve yönlendirmesi ile Doktor Breuer’e geldiğini sanır başta. Oysaki kendisi dışında herkes bu kurmacanın bir parçasıdır. Başta geçmiş deneyimlerimden kaynaklanan, insanlara karşı hasıl olan güvensizliği ve ihanete uğrama korkusu ile Breuer ile basit bir hasta-doktor ilişkisi bile kuramaz. Ancak Breuer’un sabrı ve türlü
Nietzsche AğladığındaIrvin D. Yalom · Ayrıntı Yayınları · 202469,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yüzüncü Ad:Baldassare’nin Yolculuğu
Puan vermedi·404 syf.··
Beğendi
·
2024 2. kitabı
·
55 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2024 00:32
“Ne tuhaf bir zaman bu bizimkisi ki iyilik, kötülüğün yaldızları altında saklanmak zorunda kalıyor. Belki de zamanıdır, zamanın sona ermesinin...” Amin Maalouf alışageldiğimiz tarzıyla bizi mistik bir serüvenin içine atıyor. Öyle ki Lübnan’dan başlayıp Türkiye’ye uzanan oradan Yunan Adaları’nın yolunu tuttuğumuz bir serüven. Yazar çok iyi bildiği, hakim olduğu Ortadoğu ve Akdeniz topraklarında baş döndürücü yolculukta soluksuz bırakıyor bizi. Baş karakterimiz Embriaco Baldasare’in yolculuğu Hristiyan ve Yahudi inancına göre Canavar’ın yılı olarak rivayet edilen 1666 yılından birkaç ay önce başlar. Sıradan bir antika tüccarı olan Baldassare Canavarın Yılı’nın yaklaşmasıyla oluşan korku ve panikle birçok söylenti ve rivayet duymaya başlar. İlk zamanlar duyduklarını bir kör inanç doğrultusunda ortaya atılan safsatalar olarak nitelese de karşısına çıkan işaretler bu konuyu daha derinlikli düşünmeye iter onu. Kıyameti getirmesi beklenen 1666 yılının felaketlerinden insanlığı bir tek tanrının bilinen 99 adının dışında Yüzüncü Ad ’ı kurtarabilecektir. Yüzüncü Ad aslında bir kitaptır ve tanrının bilinmeyen son isminin bu kitapta yer aldığı rivayet edilmektedir. Söylenene göre bu adı öğrenen kimse bu adı zikretmekle her türlü felaketten sağ salim kurtulabilecektir. Embriacco Baldassare çeşitli rastlantılarla herkesin peşinde olduğu bu kitabı ele geçirir aynı hızla da kaybeder. Kız kardeşi Piasenza’nın oğulları Cabir ve Habib’le Yüzüncü Ad’ın peşine düşerler. Bu yolculuk hiç beklemediği rastlantıları da beraberinde getirir. İlk gençlik aşkı Marta da onlara katılır ve küllenen aşk bu serüvenin ortasında yeniden canlanır. Baldassare’in karada aylarca, denizde günlerce süren yolculukları okuyucuyu da adeta bu yolculukları yapmış kadar yoruyor, Marta’nın aşkının gerçek mi sahte mi olduğunu en
Yüzüncü AdAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 20188,2bin okunma
Sineklerin Tanrısı; Acımasız Bir Gerçekliğin Hikayesi;
10/10
·261 syf.··
Beğendi
·
2024 1. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2024 18:06
Sineklerin Tanrısı kurgusu itibari ile kitabın başlangıcında sizi iyimser bir beklentiye sokan, kitabın ortalarına doğru asıl anlatılmak isteneni endişeyle karışık hissettiren, kitabın sonlarında ise hayal kırıklığı ve dehşetle insan dünyası üzerine düşündüren bir başyapıt. İnsanoğlunun meleklere en yakın canlılar olarak nitelediği çocukların bile gerçek insan doğasına doğuştan beri ne kadar yakın olduğunun bir kanıtıdır Sineklerin Tanrısı. Golding kitabın tümünde bize gösterir ki her insanda olduğu gibi çocuklarda da iyi ve kötü, karanlık ve aydınlık, korku ve cesaret gibi insani her duygu sonradan kazanılmaz, bunlar aslında dünyaya gözümüzü açtığımız an bizimle beraber varlığını sürdürmeye başlayan “insani” hislerdir. Yine de kendi adıma konuşacak olursam kitabın ana fikri benim için bir hayal kırıklığı yarattı. Çocukların da yetişkin her insan gibi ilkel duygulara sahip olduğunu ve şartlar değiştiğinde canavarca dürtülerle hareket edebileceğini bu kadar çıplak bir şekilde anlatması beni hiçbir zaman bilmek istemeyeceğim bir gerçekle karşı karşıya bıraktı. Yine de okuma zevki sayfaları çevirdikçe artan, sonlarına doğru kalbimin atışlarını duyduğum, kendimi Ralph ile ormanda Jack ve kabilesinden kaçarken bulduğum bir kitap. Sineklerin Tanrısı William Golding
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
MARTİN EDEN KİTAP İNCELEMESİ
8/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2023 4. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 08 Nisan 2023 03:34
Yirmi dört günde bitirebildiğim, hayatımın sancılı anlarına denk gelen bir kitap oldu. Martin Eden’ın kendi içinde topluma karşı verdiği savaşı kazanması ümidi ile bir solukta okunabilecek bir kitapken, bir insan olarak benim de kendi iç dünyamda verdiğim savaşa denk düşerek bu süreçte eşlik etti bana. Kitabın başlarında ait olmadığı bir dünyaya düşen ve yine bu dünyadan bir kadına aşık olan Martin Eden’ın işçi sınıfına ait benliğindeki eksikleri ve kusurları saptamasına tanıklık ediyoruz. Konuşma dilinden çatal bıçak kullanmasına kadar birçok yönden kusurlu görür kendini. Ve bu kusurlar sevdiği kadınla kendisi arasındaki en büyük uçurumun sebebidir ona göre. Martin Eden, burjuva sınıfı olarak betimlediği ve yaşamlarına imrenerek baktığı bu insanlardan biri olan Ruth’a ilk görüşte aşık olur. Eden’ın uzun müddet haberi olmasa da Ruth da ilk andan kendisine karşı bir şeyler hissetmiştir; bu duyguların bir kadının bir erkeğe duyduğu adına aşk dedikleri şey olduğunu çok sonra öğrenecektir. Martin Eden, Ruth ile daha ilk görüşmelerinde bütün hayatını ona adayacağını hisseder. Bu amaçla kendisinde ve düşüncelerinde bir devrim gerçekleştirir diyebiliriz. Ona göre Ruth’a layık olmak için soylu düşüncelere ve itibarlı bir hayata erişmesi şarttır. Martin Eden kendini kitaplara adar. Gecesi gündüzü yediği içtiği kitaplar olur adeta. Gerçekten de ilkel bir düşünce tarzından entelektüel düşüncelere geçişine canlı tanıklık ederiz. SPOİLER İÇERİR*** Ne var ki hikayenin geri kalanı okuyucuyu hazin bir sona umarsızca hazırlar. Martin Eden bütün çabalarına ve okumalarına rağmen ne Ruth’un gözünde ne ailesinin gözünde istediği mevkiye erişemez. Yazdıkları ve okudukları yüzünden hep küçümsenir ve istikrarlı bir işe girmeyişi, bir memur hayatına sahip olmayışı sevdiği ile yollarının
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,8bin okunma
İrade Terbiyesi Kitap İncelemesi
10/10
·343 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 19 Ocak 2023 20:42
Payot’un irade terbiyesi için teorik ve pratik bilgiler verdiği bu eserini “en çarpıcı” kılan yönü, eserin 1900’lü yıllarda yazılmasına rağmen, günümüz insanının davranışsal ve ruhsal durumunu anlatıyor olmasıdır. Eseri okurken, insan doğasının pek değişkenlik göstermediğini, insanda hüküm süren “atâlet” duygusunun benzer şekilde varlığını sürdürdüğünü gözlemliyoruz. İnsan iradesinin terbiye edilmesi için rehber olmak niyeti taşıyan bu eserin bugün hala güncelliğini koruyabilmesinin başlıca sebebi de bu duygu durumunun değişkenlik göstermeden varlığını aynı şekilde sürdürmesi diyebiliriz. Aslında bu durum bir bakıma okuyucunun da işini kolaylaştırıyor. Çünkü bazı olgular zaman içinde değişkenlik gösteriyor. Haliyle bir konuya ilişkin zamanında yazılmış bir eser üzerinden yüzyıllar geçince güncelliğini ve uygulanabilirliğini kaybediyor. Bunun sonucunda da okuyucu yeni arayışlara girmek zorunda kalıyor. Kitap boyunca her satırın altını çizmemek için kendinize hakim olmalısınız. Zira her bir cümle öylesine vurucu ve tespitler o kadar yerindedir ki, okudukça bunu daha net gözlemleyebiliyoruz. Tabi “Bugüne kadar neden okumadım, hayatım ile ilgili her şey daha farklı olabilirdi “ demekten de kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Bireyin özgürlüğünün ön koşulunu onu kazanmak için verilecek zorlu mücadeleye bağlar Jules Payot. Ve bu mücadeleyi kazanmayı öğrenmedikçe asla özgür olamayacağımızı söyler. “Karakter” konusunda “doğuştancı “ yaklaşımı kesin bir dille reddeder. Ona göre; “Karakter basit bir olgu değildir.” Bir karakter Payot’a göre; eğilimlerin fikirlerin vs çok karmaşık bir füzyonudur. İrade terbiyesi; Payot için o denli önemlidir ki neredeyse tüm başarısızlıklarımızın, bedbahtlıklarımızın sebebini bir tek şeye bağlar; iradenin zayıflığı. İnsanın uzun süreli ve istikrarlı
İrade TerbiyesiJules Payot · Koridor Yayıncılık · 202038,4bin okunma