Payot’un irade terbiyesi için teorik ve pratik bilgiler verdiği bu eserini “en çarpıcı” kılan yönü, eserin 1900’lü yıllarda yazılmasına rağmen, günümüz insanının davranışsal ve ruhsal durumunu anlatıyor olmasıdır.
Eseri okurken, insan doğasının pek değişkenlik göstermediğini, insanda hüküm süren “atâlet” duygusunun benzer şekilde varlığını sürdürdüğünü gözlemliyoruz.
İnsan iradesinin terbiye edilmesi için rehber olmak niyeti taşıyan bu eserin bugün hala güncelliğini koruyabilmesinin başlıca sebebi de bu duygu durumunun değişkenlik göstermeden varlığını aynı şekilde sürdürmesi diyebiliriz.
Aslında bu durum bir bakıma okuyucunun da işini kolaylaştırıyor. Çünkü bazı olgular zaman içinde değişkenlik gösteriyor. Haliyle bir konuya ilişkin zamanında yazılmış bir eser üzerinden yüzyıllar geçince güncelliğini ve uygulanabilirliğini kaybediyor. Bunun sonucunda da okuyucu yeni arayışlara girmek zorunda kalıyor.
Kitap boyunca her satırın altını çizmemek için kendinize hakim olmalısınız. Zira her bir cümle öylesine vurucu ve tespitler o kadar yerindedir ki, okudukça bunu daha net gözlemleyebiliyoruz. Tabi “Bugüne kadar neden okumadım, hayatım ile ilgili her şey daha farklı olabilirdi “ demekten de kendinizi alıkoyamıyorsunuz.
Bireyin özgürlüğünün ön koşulunu onu kazanmak için verilecek zorlu mücadeleye bağlar Jules Payot. Ve bu mücadeleyi kazanmayı öğrenmedikçe asla özgür olamayacağımızı söyler.
“Karakter” konusunda “doğuştancı “ yaklaşımı kesin bir dille reddeder. Ona göre; “Karakter basit bir olgu değildir.” Bir karakter Payot’a göre; eğilimlerin fikirlerin vs çok karmaşık bir füzyonudur.
İrade terbiyesi; Payot için o denli önemlidir ki neredeyse tüm başarısızlıklarımızın, bedbahtlıklarımızın sebebini bir tek şeye bağlar; iradenin zayıflığı. İnsanın uzun süreli ve istikrarlı