Hugo omzunu silkti. "O zaman ölmüş olurum. Zaten öleceğim demektir. Yaşadığım o hayatta. Araftakilerden biri olmayı seviyorum. Tamamlanmamış şeyleri seviyorum. Ölümün her daim bir seçenek olması hoşuma gidiyor. Hayatı sonuna kadar götürmemeyi seviyorum ben."
Rafta bir National Geographic vardı.
O derginin kapağına -bir kara delik resmine- bakarken, aslında kendine baktığını fark etti. Bir kara deliğe. Can çekişen, kendi içine çöken bir yıldıza.
İyi, tamam. Belki gecenin en soluk yüzlü kişisi bendim ama peki çevremdeki yüzlerin arkasında delilik, endişe, bunalımdan başka, acı ve korkudan başka, terk edilmişlik, sıkıntıdan başka, yalnızlıktan başka, öfkeden ve güçsüzlükten başka ne görüyordum ki; ağzına sıçayım; bu yüzlerde moralimi biraz olsun düzeltecek ne vardı ki?.. Biraz eğlence, öyle değil mi?
Birkaç tane güzel yüz görüyordum; ama bana çirkin geliyorlardı, herifleri ise aptal buluyordum, sonuç olarak basitleştiriyorum ama ayrıntılara girmek istemiyor, karanlığa çekilmek istiyordum, üzgün ve donuk bir dünya istiyordum, umutsuz, dipsiz, ışıksız, böyle işte, batmak istiyordum, moralim bozuktu, zaman zaman insan her şeyin batmasını, gökyüzünün başına geçmesini ister. İşte böyle bir ruh halindeydim...