"Yapayalnızdım ben. Birine, senin gibi birine ihtiyacım vardı. Lütfen beni anlamaya çalış ve bu ağırlığın bir ucundan tut. Sen keyfince yaşarken ben nöbet kulübesini hiç, bir an bile boş bırakmadım. Bunu yapamazdım da. Görevi ihmalim, bütün itibar ettiğim değerlere sırt çevirmek olurdu."
"Ancak kendime söyleyebiliyorum bazı şeyleri" dedi. "Söyledikleri çevre tarafından anlaşılmazsa susmalı insan. Ben senden ayrıldığımdan beri hep sustum. Şimdi buldum seni. Oysa sana da endişemi anlatamıyorum. Seni buldum ama zamanın ve başka ortamların düşüncelerine verdiği yepyeni bir şekilde. Öyleyse senin elinden tutmalı ve bazı önemli şeyleri sana anlatmalıyım."
"Her güzel şeyi bana o gösterir veya onun işaretiyle her şey güzel olurdu. Bu arada pek az konuşurduk. Çünkü bana öğretmişti ki bakmak ve konuşmak aynı anda yapılmamalıydı. 'Biz henüz küçüğüz.' derdi. 'Önce her şeye iyice bakmalı ve iyice bellemeliyiz. Bir insan ilk güneş ışıklarıyla bir papatyanın nasıl açıldığını görmeli. Ezilmiş çimen kokusunu, kuş seslerini ve arı vızıltılarını, derisini hazla ürperten ilk sıcaklığı bilmeli insan."