·
Okunma
·
Beğeni
·
2991
Gösterim
Adı:
Sokakta
Baskı tarihi:
28 Şubat 2017
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370089
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Sokakta
Sokakta
Sokakta", 1975 "Peyami Safa Roman Yarışması"nda "Başarı Ödülü" almış bir eser.

Konusunu geçtiğimiz son yüz elli yıldan alan bu kitapta, aldatılmış insanlığın hikâyesi, bir kenar sokakta meydana gelen olaylarla anlatılmaya çalışılmış. İnsanın sahip olduğu manevî kıymetleri hiçe sayan mutlak materyalizmin bir ülkeyi istilâya başlamasının ilk adımları...
Şu var ki, karamsar değil yazar. Sanki, birbirine zıt kuvvetlerin ortaya çıkaracağı mutlulukları inançla bekliyor.

Bir sokağa tutulan fener ülkemizin iki yüz yıldır içerisinde bulunduğu karanlık dehlizi aydınlatıyor. Sokakta, insanı değişim, modernleşme gibi kelimelerin büyüsünden sıyırıyor. Faili meçhul elîm bir cinayetle başlayan olaylar bizimle onlar arasındaki mücadeleyi açığa vuruyor."Vücutta hücre nasıl bağımsız bir varlıksa, nasıl ezelî denge kanununa göre o vücutsuz, vücut onsuz olamazsa, benim sokağım da odur dünya için. Bu sebepten dünyada olan şeyler sokağımı ve sokağımda olan şeyler dünyayı yakından ilgilendirir. Aynı denge kanununun gereğidir bu."
144 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Polisiye bir kitap gibi gözükse de aslında bir cinayetin etrafında Doğu-Batı çatışmasını anlatıyor. Soluk soluğa okunacak cinsten değil ancak yazarın üslubu akıcı. Başlangıçta kitap pek sarmadı. ‘Bu ne be’ demeye kalmadan olay bambaşka bir boyuta kaydı. Sokakta geçen olaylar çok da kayda değer değil ama verdiği mesaj önemliydi.

Kitap zevkine güvendiğim değerli bir kardeşimin tavsiyesiydi. Biraz araştırınca yazarın Peyami Safa roman yarışmasında başarı ödülü almış bir eseri olduğunu ve ayrıca Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sohbetleri esnasında kendisine, ‘Devam et evladım. Sen on tane Sait Faik edersin’ demesi okumamda etkili oldu.


Kitapta polisiye kurgu üzerinden toplumsal derin bir konu işlenmiş. Şehrin sokaklarından birinde yaşlı bir kadın öldürülür. Ölünün vücudu yirmi yerinden delil deşik edilmiştir. Yaşlı kadının küçük oğlu, katilin ONLAR olduğunu söylemektedir. Olayı çözmek için bir komiser tayin edilir. Gerisini okumanızı tavsiye ederim. Kitabın içeriğinde cinayet mistisizm, tarih, felsefe, sosyoloji her şey var.
156 syf.
"Senin düşünemeyeceğin kadar kadar yalnızdım ben. Yük ağırdı. Sokağımın insanları kayboluyorlardı. Gözleri, büyülenmiş gibi maddeye dikilmiş, geçip gidiyorlardı önümden. Bir kuş sesini, bir asma yaprağının, 'dur gitme bana bak' haykırışlarını duymuyorlardı. Gönülleri ve gözleri güzellikten kopuyordu. Gerçek ihtiyaçlarının ötesindeki şeylere gidiyorlardı koşarak."

Sonu Olmayan Bu Eser Hakkında:
Bazı bireyler yanıma gelip 'Yaşadığımız yüzyılda insanı nasıl tanımlarsın, senin gözünde insanlar nasıldır?' diye sorsalar galiba onlara verebileceğim tek cevap SOKAKTA adlı eseri okumaları olacaktır. Çünkü şuna inanıyorum; bu romanın insanlara, insanlık namına benim veremeyeceğim birçok cevabı verecektir.

Polisiye bir kurguyla toplumun değişimini anlatılan bu eserde bir 'sokakta' öldürülen yaşlı bir kadının hikayesi üzerinden toplumda görülen değişim irdelenmiştir. Roman, olaylardan daha çok vermek istediği mesajlar bağlamında ele alınmalıdır.

1975'te yazılmış olan bu eser, günümüz dünyasını o kadar güzel bir şekilde gözler önüne seriyor ki bu eserin yazılış tarihine bakmadan okuyan bir kişinin düşüneceği ilk şey bu romanın 2000'li yıllarda yazılmış olması ihtimalidir. Niye diye soracaksanız, okuduğunuzda şu anda yaşadığımız dünya düzeninde yazarca yanlış olduğu düşünülen materyalist felsefeye insan olarak ne kadarda bağlandığımızı fark edeceksiniz. Evet hepimizi teknolojinin, akıllı telefonların, hızın, tüketmenin esiri olmuş durumdayız. "Bir fikre adanmamış, sadece yemek, içmek, uyumak ve mülk sahibi olmak için yaşanmış hayat, sorarım size hayat mıdır?" diyerek bizlerin bir asalaktan farklı yaşamadığımızı gözlerimizin içine sokuyor resmen. İnsanlar için artık doğanın, maneviyatın, hayal etmenin, çabalamanın bir önemi yoktur. Sadece sosyal medya hesaplarında oluşturdukları sahte insan profilleri vardır. Kendisi için, yaşadığı toplum ve insanlık için hiçbir faydası olmayan ama yine de mutlu gözüken sahte insan profilleri...



(Ötüken Yayınları 5. Baskı) s. 24,30,31,33,111,115,122,130-131,146,150-154
156 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Kitabın olay örgüsü daha çok manevi değerler göz önünde bulunarak işlenmiş. Batıya ayak uydururken bazı değerlerin kaybedilmemesini savunmuş. Konu olarak pek ilgimi çekmesede yazar dili iyi kullanmış bu da insanı baya sarıyor.
144 syf.
·Beğendi·9/10
Bahaeddin Özkişi'nin Sokakta adlı romanı ilk baskısı 1975 yılında yapılmış olmasına rağmen sonraki 20-30 yıllık döneme ayna tutuyor, toplumun değişen değer yargılarının, değişim sürecinde meydana gelen kültürel yozlaşmanın fotoğrafını çekiyor adeta. 90'ların sonuyla şiddetini arttırıp 2000'lerin başıyla zirve yapan değişim rüzgarının kurbanı olan sokakların otopsisi niteliğinde bir eser.
Benim gibi çocukluğu sokakta geçmiş ve bu değişimin her safhasına tanıklık etmiş okurların kendilerinden fazlasıyla şeyler bulabilecekleri, bizden bir roman.
Satır aralarına dikkat ederek okunmalı o yüzden. Çocukluğu özlemle yad etmeye başlamak yaşlanmanın ilk belirtilerinden sanırım. Kendimi ve akranlarımı şanslı nesil olarak addederim hep, belki de son şanslı nesil. Çünkü bizim çocukluğumuz sokağın değişime direndiği, mahalle kültürünün devam ettiği döneme rastlamıştı. Tüm maddi imkansızlıklara nispet yaparcasına manevi bolluğun yaşandığı bir dönem.O zamanlar var yoktu, yok vardı belki, ama duygular yoğun, hisler samimiydi.Şimdiki çocukların öyle bir ortamda büyüyebilmelerini çok isterdim. Üzülüyorum çünkü şimdiki çocuklar salçalı ekmeğin, leblebi tozunun tadını alamayacaklar. Salatalık satan amcanın seyyar arabasıyla sokağın başında görüldüğü anın heyecanını yaşayamacaklar. Akşam ezanının ilahi bir çağrı olmasının yanında bir bitiş zili manasına geldiğini anlamayacak, kuş dili diye bir lisanın varlığından haberdar olamayacaklar. Elektrik borularından külah fırlatmanın eğlencesini yaşayamayacak, pazardan dönen komşu teyzenin torbalarını yüklenmenin gururunu hissedemeyecekler. Üzülüyorum şimdiki çocuklar mahalleyi sadece adres belirtmede kullanılan bir yer imleci olarak bilecekler ve daha pek çok şey...
Bahaeddin Özkişi değişim adı altında kaybettiğimiz değerlerden dem vurmuş: "Kişilerin birbirlerine güveni, pek çok şeyi beraberinde sürükleyerek kaybolmuştu. Sözünde durma gibi, vefa gibi, merhamet gibi, vicdan ve Allah korkusu gibi." Hakikaten ne oldu bize böyle? Komşuluk vardı eskiden anlamı sonuna kadar yaşanan. Şimdilerdeyse toplumsal hafızanın ücra bir köşesinde yer alan ama bir türlü hatırlanamayan bir kavrama dönüştü adeta, tedavülden kalkan eski bir para misali. İnsanların birbirlerinin dertleriyle hemhâl oldukları sokaklar vardı eskiden, şimdilerdeyse kimlerle beraber oturduğumuzu bile bilmediğimiz apartmanlar. Aranızda selamı yayınız diyen Peygamberin ümmeti ne oldu da, birbirinden bir tebessümü, iki çift kelamı sakınır oldu? Komşusu açken tok yatan bizden değildi hani! Ne zaman 'biz'likten 'ben'liğe geçiş yaptık ki, biz olabilmeyi dahi beceremedik. ‘Dağlara buğdaylar serpin. Müslüman ülkede kuşlar aç demesinler.’ düsturundan parklarda köpeklerin rahatça zehirlenebildiği bir topluma nasıl dönüştük biz? Materyalist felsefe iliklerimize bu kadar mı işleyecekti ki kaza sonrası çarptığımız yayaya değil biricik arabamıza üzülecektik? Domuz eti yemekten son derece imtina ederken nasıl oldu da bu kadar rahat kul hakkı yer, ölmüş kardeşimizin etini yemekten haz alır olduk? Hani diyor ya Zarif Adam
" Biliyor musunuz?
Ben bu çağdan nefret ettim
Etimle, kemiğimle nefret ettim."
Başka söze ne hacet...

Sokağı Mustafa Kutlu sıcaklığında anlattığı, batılılaşma, değişim üzerine Rasim Özdenören sarsıcılığında tespitler sunduğu, Ahmet Ümit polisiyesi tarzında kurguladığı, mistik unsurların sıkça yer aldığı, çokça sorular sorduran, bize unuttuğumuz kimliğimizi hatırlatmaya çalışan nadide bir roman yazmış Bahaeddin Özkişi. İyi ki de yazmış.

Keyifli okumalar :)
144 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Daha önce Köse Kadı kitabını okuyarak tanışmıştım yazarla. Akıcı bir tarihi romandı. Uzun süredir kitaplığımda okunmayı bekleyen bu kitabın türü ise polisiye olarak belirlenmiş. Nihayet okudum. İlk on beş yirmi sayfayı okuduktan sonra ne saçma kitapmış dedim. Daha sonra olaylar üzerinden yürüyen kitap akmaya başladı.

Yazarın dili sade denilebilir durulukta. Kitap polisiye bir romandan ziyade materyalizme karşı yazılmış bir reddiye gibi. Kitabın içeriğindeki bazı bilgiler biraz gelişigüzel serpiştirilmiş ve dayanağı çok sağlam değil.

Kitabın daha çok fikir verme amaçlı yazılmış bir roman olduğunu düşünüyorum. Verdiği fikirlerin de kesinlikle çok faydalı olduğu kanaatindeyim. Polisiye okumak amacıyla elinize alırsanız hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz ama bence mareyalizmin insan ruhuna nasıl işlediğini ve toplumda nasıl hallerde patlak verdiğini güzel bir anlatımla okumak istiyorsanız kesinlikle doğru bir kitap.

Okunmasını tavsiye ediyorum.
156 syf.
·10/10
Sonu olmayan bir yola girmiş olmanız önemli değilse, asıl sizi mesele ilgilendiriyorsa. Alem de küçük bir savaşçı olduğumuzu daha iyi anlatılamazdı.
Değişimle başlayan, özellikle başta yaptığı küçümseme, beni biraz da üzse de gittikçe kendini kanıtlayan, değişimi anlatan, nereye sürüklendiğimizi veya kime hizmet ettiğimizi sembollendiren bir hikaye. Bu kitap Öte'sini düşünenlerin ve düşünmeyenler, iki ideolojinin çarpışmasını dar bir şekilde sokakta başlatıp aleme yayıyor. Okuyun, okutun.
156 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
İlk sayfalarda hayal kırıklığına uğradığımı hissettim. Yahu nasıl bir kitap diye düşündüm. Kısa olmasına rağmen zor bitecek derken kitap inanılmaz bir konu şekillenmesi yaptı. Okuduğum yere beni zamkladı, kalkmadan bitirdim.

Harika bir kitap. Eski ile yeniyi modernleşmek ile değişmeği karşılaştıran farkları simgeler ile gözün içine kadar sokan bir kitap.

Harika içeriği harika anlatım ve kullanılan öğe-şahıslar ile mükemmel bir hale gelmiş.

. Cümleler ahenk ile dizilmiş.

Gerçekten herkesin okuması gerek böyle kitapları.
144 syf.
·2 günde·7/10
Bahaeddin Özkişi ile nasıl tanıştım hatırlamıyorum. Peyami Safa roman yarışmasında başarı ödülü almış bir eser belki de oradandı tanışıklığım. İyi ki o rastlaşma gerçekleşmiş diyorum şimdilerde.

Yaşamının son yılı olan 1975 basımı bir eser Sokakta.

Zorlayıcı bir dil ve kurguyla başlıyor eser. Ne okuyorum ben sorusuna ilk sayfalardan cevap aramayın derim. Kısa bir sürede açılıp akıp gidiyor zaten roman.

Polisiye okuma amaçlı başlayacağınız eserde böyle soluk soluğa satırlar bulamayacaksınız. Daha çok karakter tahlilleri ve yer betimlemeleri karşılayacak sizleri.

Kurgu, bir Sokakta yaşayanların ‘din ve maneviyat’ üzerine eğilmeleri noktasından yakalanmış. Ve bu nokta üzerinden işlenen birtakım cinayetlere de parmak basıyor.

Ömrü çok fazla eser bırakmaya yetmediği için sanırım basımı yapılan dört kitabı var. Şans verilmeli.
156 syf.
·2 günde·7/10
Yazım dili hikâye akışı bana Ahmet Ümit'i anımsattı, mahalleyi sokağı betimlemeleri sonra olay örgüsü sanki Ahmet Ümit romanı okuyor gibiydim bu aşamaya kadar ilk kez okuduğum Bahaeddin Özkişi'yi sevdim ama tabi işin bir ama kısmı var, oda şu ki çok fazla mistik hava vardı romanda hani mantık silsilesi dışına kayılıyor fazlaca fantastik bir roman gibi ilerlemeye başlıyor alttan alta yazar vermek istediği hissiyatı veriyor elbette bu yönlerini çok beğendim ama cinler, büyüler derken bu mistiklikten bütün bir kitap boyunca polisiye roman havasıda olduğu için akıl oyunları olarak yordum finalde çıkılır bir mantığa olay örgüsü oturtulur diye bekledim. Bütün hikâye boyunca ama olmadı final yoktu hikâye yarım kalıyordu bu aslında hoşuma gider benim filmlerde sürekli mutlu son hoş bir şey değildir buruk bir final arada istiyor insan, fakat bu kitapta bence fantastik şeylerden hoşlanmayan benim gibi insanlar için mantık silsilesinde bir final yakışırdı tabi bu benim şahsi tercihimden gelen bir eleştiri onunda farkındayım. Genele yayılacak bir eleştiri yapmak gerekirse oda diyalogların yazım şekli sanırım burada da kitabın editörünü suçlamalıyım, gerçekten rezâlet derecedeydi. Doğru düzgün noktalama işareti yok iki karakter karşılıklı diyalog içinde ama dümdüz tek paragraf metin olarak yazılmış hangi cümleyi hangi karakter söylüyor heleki 3 kişilik diyaloglarda felan cidden anlamak için okumanızın yavaşlaması gerekiyor kaptırıp hikâyeye hızımı almışken frenlenmek hiç hoş değil, gözde yoruyor ayrıca.
156 syf.
·Beğendi·10/10
Maneviyatı bayraklaştıran nadide eserlerimizden bir tanesi.Toplumumuzun 150 yıl içerisinde yaşadığı değişim ve dönüşüme tanıklık etmek isteyenler için vazgeçilmez bir içeriğe sahip.
156 syf.
·Beğendi·9/10
Sokaktayım,kimsesiz bir sokak ortasında;
Yürüyorum,arkama bakmadan yürüyorum.

Yürüyorum,bir elimde tahtadan kılıç,bir elimde komşu annenin verdiği salçalı bir dilim ekmek...Gölgelere yüklediğim şekiller,deve dikeninde bezeli renkler,çiçekler,böcekler,arılar,kelebekler,sinekler...Tıpkı eski insanlar gibi birbirine sırt vermiş köhne ama birbirlerinden aldıkları güçle dimdik evler...Gürül gürül akan çeşmeler...Sokak aralarında güvercinler,satıcılar;dallara takılmış uçurtmalar...Bazı uzandığımız can erikleri,kirazlar,ayvalar,okulu kırmalar,yaramazlıklar...İlk çocukluk aşkları,heyecanlar...Sokakta oynanan oyunlar,arkadaşlıklar,terli el yüzler,kirli üst başlar...Akşam ezanıyla çocuk çoluk herkesin aynı kaba kaşık salladığı şen sofralarda düğümlenen birliktelikler...Masallar,nükteler,hayaller,konuşma doyuruculuğunda susuşlar,uyuklamalar,uyuyupkalmaklar...İnsanın anavatanı çocukluğudur,saf ve temiz...Küçüktük ve büyümek istedik...

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.

Görüyorum,otuz yıl geçmiş çocukluğumun üzerinden.Tarumar olmuş anavatanım...İn cin top oynuyor,çocuk sesleri,kuş cıvıltıları yok artık sokaklarda...Çiçekler,böcekler,arılar yok;beton yığını dört bir yan...Makina sesiyle iğdiş edilmiş kulaklar,güzelliklere kör gözler ve gönüller,gördüğünden başka birşeye inanmayan tutulmuş akıllar...Tıpkı yeni insanlar gibi birbirinin sırtına binmiş evler...Ayrı zamanlarda ayrı kaplardan yenilen yemeklerle körüklenen ayrılıklar...Birbirine ekmek vermeyi bırakın selam bile vermeyen insanlar...Yüklerinin altında yapayalnız insanlar...Bizi bir arada tutan ip kopmuş,tesbih taneleri gibi dağılmışız,dağılmış yuvalarımız,sokaklarımız...Neyse insanın çocukluğuna özlem duyması ihtiyarlık alametidir,kocadık tabi,kocadık ve kirlendi dünya...
Ateşle toprağın,Şeytanla insanın,Kabille Habilin,haçla hilalin savaşı bu,asırlardır süren ve sürecek olan...Kibrin askerleri bizleri alt edebilmek için parayı,gücü ve zevki ; süslü söylemlerle değerlerimizin,fikirlerimizin ve inançlarımızın yerine sunuyor.Bize sundukları teknolojiyle savrulup gidiyoruz yaprak misali maddenin büyülü dünyasında,özümüzden uzaklara...Değişim rüzgarının önünde tutunduğumuz dallar oluyor ideolojiler ve kopuyoruz birbirimizden...Bağlarımız zayıfladıkça böylesine büyük bir dünya savaşı sokağımıza,evimize sıçrıyor.Gidişata bakılırsa savaşı kaybediyor gözüküyoruz.

Hikayeye dönecek olursak ölen insanlık ve katil biziz,siperleri terk edip değişime teslim olan biz...İşgal edilen fikirlerimiz ve hislerimizle biz...Değişim değerlerimizi bir bir katlederken sesi çıkmayan biz...Delil mi,elle tutulur bir delil yok,katil biziz...Hikayenin sonu mu, şu ifritten sualin kılında saklı son...

“Geldi ölümlü yalan,gitti ölümsüz gerçek;
Siz,hayat süren leşler,sizi kim diriltecek?
156 syf.
Okuyucuyu sarıp sarmalayan üslubu kitabın başından sonuna kadar aynı seviyede yani üst seviyede devam ediyor. Peyami Safa ödüllü kitap aynı zamanda 100 temel eser. Peyami safa gibi psikolojik ögeleri çok çok iyi kullanıp romanın edebi zevkinin yanında okuyucuya bilinçaltının derinliklerine inme fırsatı veriyor. Kitap okumayı sevdirmek için iyi bir başlangıç kitabı
Bir fikre adanmamış, sadece yemek, içmek, uyumak ve mülk sahibi olmak için yaşanmış hayat, sorarım size hayat mıdır?
Zihnim ister istemez geçmişin muhasebesine kayıyor, toplam çizgisi altındaki rakamların pek bir değer taşımadığını üzülerek görüyordum ne yapmıştım ben? Yaşamamdan maksat bir lisan öğrenmek, bir meslekte söz sahibi olmak mıydı? Yaradılışın ve yaradılışımın sırrı bu kadar mahdut olabilir miydi? Tabiatın kucağında yaşanması gereken hayat böyle mi sarfedilmeliydi? Beni tutup sürükleyen rüzgar neydi?
Bahaeddin Özkişi
Sayfa 15 - Ötüken yayınları
" Bir fikre adanmamış, sadece yemek, içmek, uyumak ve mülk sahibi olmak için yaşanmış bir hayat, sorarım size hayat mıdır? "
Maddeye hakimiyet insanı bir cephesiyle kuvvetli kılar sadece. Oysa insan her yönüyle gelişmeli ve yükselmeli değil mi ?
Hurafe , inkarı ve küçümsemeyi gerektirir .En sakınılması gereken düşmansa , var olduğu kabul edilmeyendir. İnsan ona karşı hiç savunma hazırlığında bulunmamıştır. Şeytan böylece varlığını inkar eden gönüllerde en verimli ortamı bulur. Orada yuvalanır. Oraya kendine karargah yapar. O gönlün sahibine ise köle .

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sokakta
Baskı tarihi:
28 Şubat 2017
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754370089
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ötüken Neşriyat
Baskılar:
Sokakta
Sokakta
Sokakta", 1975 "Peyami Safa Roman Yarışması"nda "Başarı Ödülü" almış bir eser.

Konusunu geçtiğimiz son yüz elli yıldan alan bu kitapta, aldatılmış insanlığın hikâyesi, bir kenar sokakta meydana gelen olaylarla anlatılmaya çalışılmış. İnsanın sahip olduğu manevî kıymetleri hiçe sayan mutlak materyalizmin bir ülkeyi istilâya başlamasının ilk adımları...
Şu var ki, karamsar değil yazar. Sanki, birbirine zıt kuvvetlerin ortaya çıkaracağı mutlulukları inançla bekliyor.

Bir sokağa tutulan fener ülkemizin iki yüz yıldır içerisinde bulunduğu karanlık dehlizi aydınlatıyor. Sokakta, insanı değişim, modernleşme gibi kelimelerin büyüsünden sıyırıyor. Faili meçhul elîm bir cinayetle başlayan olaylar bizimle onlar arasındaki mücadeleyi açığa vuruyor."Vücutta hücre nasıl bağımsız bir varlıksa, nasıl ezelî denge kanununa göre o vücutsuz, vücut onsuz olamazsa, benim sokağım da odur dünya için. Bu sebepten dünyada olan şeyler sokağımı ve sokağımda olan şeyler dünyayı yakından ilgilendirir. Aynı denge kanununun gereğidir bu."

Kitabı okuyanlar 320 okur

  • Sefa Gunay
  • Kadir Aslan
  • Zeynep BULUT
  • Mücella yazıcı
  • İrem12.
  • Bilemeyiz ki
  • emine müzennet
  • Fatma Kekilli
  • Elif Uçar
  • Fihimafih

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%15.9
18-24 Yaş
%11.4
25-34 Yaş
%38.6
35-44 Yaş
%22.7
45-54 Yaş
%9.1
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.7
Erkek
%44.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.2 (28)
9
%19.8 (19)
8
%15.6 (15)
7
%10.4 (10)
6
%7.3 (7)
5
%5.2 (5)
4
%2.1 (2)
3
%0
2
%0
1
%2.1 (2)