Yalnız sana gelmeye ayarlanmış pusulam
Uykum nice Dağlar eritiyor kendinde
Göklere can veriyor sen de rengim, ışığım
Kalbimin bağlarını kuruttu sarmaşığım
Geçmişimi tiryaki aynalarda unuttum
Yanıldan her çaldığım kapının kenarında
Sana gelmek, varmak mı zehir kusan kıyıya
Bir dağa tırmanırken atılmak bir kuyuya yoksa bir pervanenin kırılıp düşmesi mi
Sana gelirken, yollar kanatıyor sesimi
Ben böyle yürümezdim eskiden, ak adımla
Adımı bin bir hece yazamazdım adınla
Sensizlikten bunalıp tenhâlarda gezerdim
Batık bir gemi gibi derinlerde özel
her sabah şimdi senin bahsini açıyorum
Her gün bir turna olup göğünde uçuyorum
Endamına bakarken esrarını özlerim
Her gece gözlerinle kapanıyor gözlerim
Sen yokken gözlerimde tipi vardı; gülmedim
Kuyuya atılmadan Yusuf oldu yüreğim
Sensiz deniz bulaştı gözlerime; silmedim
Gözlerinde biriken yaşları kıskand su
Yüreğim gergef gibi işledi yokluğunu
Nakışlarında yüzün filizlendi her akşam
Sen yokken, yangınlarda küle dönen benmişim
Ayırmışım küçülen varlığımı kendimden
Ayrılığı bilmeyen taşlara imrenmişim
Efkârıma sunarken yüce dağlar sisini
Gökkuşağı bulurdu doğum gününde ruhum
Can kendisi dışında arardı kendisini