Bir an bile onu düşünmekten geri kalmamıştı. Aradan tam elli bir yıl,dokuz ay, dört gün geçmişti. Unutmamak için bir hücrenin duvarlarına her gün bir çizgi çekmek zorunda kalmamıştı; çünkü tek bir gün bile geçmemişti ki onu anımsatan bir şey olmasın.
Kocasına ait her şey hıçkırıklara boğuyordu onu:ponponlu terlikleri, yastığın altındaki pijaması, yarımay biçimindeki tuvalet masasının onsuz boşluğu,onun ,tenine sinen kokusu. Belli belirsiz bir düşünce ürpertti onu:"İnsanın sevdikleri, tüm eşyalarıyla birlikte ölmeli."
Florentino Arıza'yı gördü. Buna sevindi; çünkü onu yaşamından çıkaralı yıllar olmuştu ve vicdanı unutuşla arınmış olarak ilk kez görüyordu onu. Ama ziyareti için ona teşekkür edemeden ,o şapkasını,titreyerek, saygıyla göğsüne bastırdı ve yaşamının dayanağı olan yarayı deşti:
"Fermina,"dedi,"sana sonsuz bağlılık ve bitmeyen aşk andımı bir kez daha dile getirmek için yarım yüzyıl bekledim bu anı."