Bir an bile onu düşünmekten geri kalmamıştı. Aradan tam elli bir yıl,dokuz ay, dört gün geçmişti. Unutmamak için bir hücrenin duvarlarına her gün bir çizgi çekmek zorunda kalmamıştı; çünkü tek bir gün bile geçmemişti ki onu anımsatan bir şey olmasın.
Kocasına ait her şey hıçkırıklara boğuyordu onu:ponponlu terlikleri, yastığın altındaki pijaması, yarımay biçimindeki tuvalet masasının onsuz boşluğu,onun ,tenine sinen kokusu. Belli belirsiz bir düşünce ürpertti onu:"İnsanın sevdikleri, tüm eşyalarıyla birlikte ölmeli."