Mâverâ

Diğer yandan, hâkim sosyal unsurlar içindeki bazı Arapların asabiye ruhuyla kendilerini diğerlerinden üstün görme psikolojisi,Endülüslü farklı sosyal unsurlar arasında hoşnutsuzluklara sebebiyet vermiştir. Asırlarca süren müsamaha siyasetinin baskın renklerini taşıyan Endülüs toplumu, yoğun şekilde olmasa da bu türden rahatsızlıkları yaşamıştır. Bu rahatsızlığın getirdiği bir edebî tür Şuûbiye Edebiyatı'dır. Toplum içinde kendilerini aşağılanmış gören bazı gayriarap müellifler, mensup oldukları ırkın Araplara karşı üstün özelliklerini ortaya koyan eserler telif etmislerdir. Yıllarca ye'de Müslümanların içerisinde köle olarak yaşadıktan sonra kuzeye kaçan Ebû Âmir Ibn Garsiye konuya örnektir.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gayrimüslim veya Müsta'rib bir sınıf olarak Hristiyanlar, Müslüman âdetlerine saygı olarak domuz eti yemezler, çocuklarını sünnet ettirirler ve çoğunlukla çocuklarına Müslüman ismi verirlerdi. Böylesine bir hoşgörü ve karşılıklı saygının hakim olduğu Endülüs toplumu, daha sonra Hristiyan devletleri tarafından da kısmen örnek alınmıştır
Endülüs Devleti'nde zamana ve baştaki idarecinin tutumuna bağlı olarak küçük farklılıklarla birlikte genel olarak şerî kurallar uygulanırdı. Bu konuda gevşeklik gösteren idareciler halkın tepkisiyle karşılaşırlardı: Sarayları saldırıya uğrar, hatta şehir dışına bile sürülürlerdi. Mesela 1. Hişam'ın oğlu 1. Hakem fakîhlere ilgi göstermez, cami ve cemaatten uzak, işret meclislerinde geçen bir hayat yaşardı. Bu yüzden o, fakihlerin ve halkın gözünde "itaat edilmemesi gereken bir tâğut"a dönüşmüştü. Kendisine, "Ey azgınlığı sürdüren, kibre kapılıp Allah'ın emirlerini hafife alan adam; içinde bulunduğun sarhoşluktan ayıl, gafleti bırak " şeklinde uyarılar yükseliyordu. Uyarılara aldırmayınca Hakem, bir av dönüşünde sarayın içine kadar giren halkın taş saldırısına uğradı, canını zor kurtardı.
Allah'ın yarattığı insanlar içinde, elbiselerinden ev tefrişatına kadar temizlik konusunda en titiz toplum Endülüslülerdi. Bir Endülüslünün elinde bir günlük yiyeceği alacak kadar parası olsa ve temizlik için gerekli sabunu olmasa, yiyecek almayıp oruç tutar ve sabun alıp beden ve elbise temizliğini mutlaka yapar, göze çirkin görünen kirli bir halde bir saat dahi insan içine çıkmazlardı.
Bununla birlikte, Endülüs halkı ilim tahsili amacıyla kurulan medreselere sahip değildi. Bütün ilimleri mescitlerde ücret karşılığı tahsil ederlerdi. Onlar cariye satın almak için değil, öğrenmek için okurlardı. Endülüs'ün alimi, diğerlerinden çok üstündü. Çünkü o, kendisini dünyevi menfaat elde ettiği işini terk edip elindeki bütün kazancını ilim yolunda harcamaya sevk eden içten bir arzuyla ilim talep ederdi. Felsefe ve müneccimlik (astroloji) dışında bütün ilimler onlar için zevkli bir uğraştı. Felsefe ve müneccimlik ise, seçkin tabaka arasında çok itibar gören ancak halka belli etmekten çekinilen iki ilim dalıydı.