Ama eğer dünyada bu kadar kötülük varsa bizimki nasıl en s/ oluyor?" dive sordu Charlie, "En ideali herkesin birbirine iyi adil davrandığı bir dünya olmaz mıydı?"
"Dünyada kötülük olması, onun en iyisi olmadığı anlamına gelmez.
"Elbette gelir."
"Bunu söyleyemezsin çünkü Tanrı'nın en iyi olana nasıl karar verdiğini bilmiyorsun. Belkı de amipten insana kadar tüm yaratıklarının mutluluğunu mümkün olan en üst düzeye çıkartacak şekilde karar veriyordur. Ya da belki en iyi dünya, insanın en iyi karakteri geliştirdiğidir ki, bu da ancak zorluklar karşısında mümkün olabilir. Boylece; yani en iyinin hangi ölcütlere göre belirlendiğini bilmediğimize göre, bizim dünyamızın en iyisi olmadığını kanıtlamanın herhangi bir yolu yoktur.
"Leibniz iyi ve kötü tüm olayların birbirlerine bağlı olduğunu, bizim olayların ardındaki nedenleri anlayamayışımızın gerçekte bir neden olmadiğı anlamına geimediğini ileri sürdü. Nedenleri bilmek Tanrı'ya özgüydü, insana değil."
"Ama... Neden?" dedi Charlie.
Zinser omuzlarını silkti. "Leibniz, Tanrı’nın her zaman en doğru olanı seçtiğine inanıyordu. Dolayısıyla, insanların her şeyi anlamamalarının en doğrusu olduğuna karar vermiş olmalıydı."
"İnsanların kötü şeylerin ardındaki nedenleri anladığı bir dünya daha iyi bir yer olmaz mydı?" diye sordu Charlie.
"Leibniz buna hayır derdi çünkü eğer öyle olsa Tanrı bizim üstünde yaşamamız için o dünyayı seçmiş olurdu, bunu değil."
"'Bu dünya’ derken neyi kastediyorsunuz?" dedi Elijah. "Sanki b-b-birden fazla dünya varmış gibi konuşuyorsunuz.”
"Leibniz öyle olduğuna inaniyordu. Buna Çokluk İlkesi dedi
Aralarındaki farkı biliyor olduğunu hayal etmediğini nereden biliyorsun?"
"Sanırım... Sanırım bunu bilemem."
"Doğru, bilemezsin. Descartes buna 'Rüya Kuşkusu' dedi ve düyıularına güvenemeyeceğini kanıtladığını, çünkü duyularının rüyalarda yalan söylediğini vurguladı. Dolayısıyla,-kandırılıp kandırılmadığını bilmesi hiçbir zaman mümkün değildi. Böylece Descartes, tüm felsefesini üzerine kurduğu tek bir prensip geliştirdi: Eder kandırılıyorsam o zaman bir 'ben’ var olmalı. Bu prensip ‘Cogito ergo sum,' yani.." Zinser tercüme etmeden önce bir an duraladı. 'Düşünüyorum, o halde varım,' olarak bilinir.
Ömeğin, size farklı iki tonda mavi renk gösterirsem renkler hakkında bilginiz olduğu için bunların arasında yer alacak farklı bir təndaki maviyi hayalinizde canlandırabilirsiniz. Ama bu iki farklı tondaki maviyi kör bir insana anlatırsam renklerle ilgili hiçbir deneyimi olmadığından üçüncü tonu imgelemekten tümüyle aciz kalacakuır. Bu da imgelemenin deneyimlerden kaynaklandığını gösterir."