Mavi

Mudanya, Marmara kiyısında sıcak ve toz toprak içinde ecis bücüş yollarıyla, ahsap evleriyle, sivrisinek yuvası ikinci sınıf bir sahil kasabası. Ismet Paşa'yla görüşecek olan müttefik generalleri taşıyan İngiliz sancak gemisinin öldürücü teçhizatına karşın, Batılılar buraya barış dilenmeye geliyorlardı, barış istemeye ya da barış koşullarını dikte ettirmeye değil." Sadece bu yazı bile Kurtuluş Savaşımızın ilk yazılı kazanımı olan Mudanya Mütarekesi'ne eli sağlam girdiğimizin kanıtıydı. Batı dünyasının ve gazetecilerinin pek küçümsediği tozlu Mudanya kasabasında ilk günden itibaren olup bitenler ise, İsmet'in eseriydi.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ama bu seferki savaşı sahada değil, masada, yani ekonon alanda kazanmalıydık! Sıcak savaşı kazanmaktan yok da zor bir mücadele olacaktı bu çünkü kahramanlık degil, a gerektiriyordu ve biz bu konuda becerikli sayılmazdık. Neyse ki Kurtuluş Savaşı mucizemizin sondan bir evvelk basamağı olan Mudanya Mütarekesi'yle eli sağlam girmişrik Lozan'daki müzakerelere, Azametli Avrupa devletlerinin bu runlarını kırmayı, önce Mudanya'da, sonra Lozan'da müza kerelere oturan İsmet'in dirayeti, çelik inadı ve cesareti saye sinde başarmıştık.
Savaşı, bizden kat kat donanımlı, karnı tok, sırtı pek düşmana karşı un çorbası ve kuru ekmekten başka gıdası olmadığı için karnı açlıktan zil çalan, çoğu ayağında çarıkla savaşan, kimi silahlı, kimi av tüfekli, kimi sadece eli sopalı kahraman vatan evlatlarıyla kazandık! Topraklarımızı gönüllerince paylaşmayı hayal eden Avrupa ülkelerinin elinden şimdi de kurumlarımızı kurtarmaya gelmişti sıra. Bir borçlanma planı yapmalı ve bizim olması gereken kurumlarımızı geri almak için bir savaş daha kazanmalıydık..
"Savaşlarımı değil, barışlarımı düşünmek istiyorum," de dim Kılıç Ali'ye. Yaverlerim bilmezler benim asıl savaş alanımın savaş meydanı değil, müzakere masası olduğunu.Batı ülkelerine önce ulufe dağıtır gibi, sonrasında ise borç larımıza karşılık vermeye başladığımız imtiyazların acısını en ağır şekilde Kurtuluş Savaşı sırasında çekmiştik. Savaş boyunca imtiyazı bizde olmayan telgraf hatlarını kullanabilmek için gizli hatları çekmek zorunda kalmış, silahlarımızı işgal güçlerinin kontrolünden sakınmak için trenlerle değil, hayvanlara çektirdiğimiz kağnılarla, denizde ise ancak taka benzeri yavaş seyreden teknelerle nakledebilmiştik savaş alanlarımıza. Savaşı kazandık!
Oysa her girdiğim savaşta edindiğim intiba şudur: Vatan işgaline karşı savaşılmıyorsa eğer, her savaş harap olan şehirler, yanan yıkılan kasabalar, köylerdir, yetim kalan çocuklar, acılı analar, hayatinın geri kalanını muhtemelen sakat yaşayacak genç adamlardır!