İtiraf ediyorum işte, ben ki bana inanan üç beş kişiyle birlikte hanedanlığa son verip cumhuriyeti kurmayı başarmıştım, Makbule'yi idare etmeyi başaramadım. Bu konudaki beceriksizliğimi de sadece Nuri yüzüme vurmuş ve bana,
"Yeni bir rejim kurmak müsrif bir kadını idareden vallahi daha kolaydır," demişti.
Okul yaşı geldiğinde kızını okula göndermek istemeyen anneme karşı çıkmak bir yana, annemin tarafıni tutmuştum. kiraf edeyim ki ilk gençliğimde ben oldukça dikkafalı, ka dınların okumasına karşı önyargılı bir ergendim.
Neticede Makbule'yi okula yollanadık, eski yazıyı hiç öğrenemedi. Gönderseydik de öğrenebilir miydi emin değilim çünkü zora hiç gelemezdi kardeşim. Sonuçta okula gönderil- meyen Makbule eski yazıyı asla sökemediği gibi Cumhuriyet döneminde öğrendiği Latin harfleriyle yazarken dahi, imla kurallarını hiçe sayarak, yazılarını konuştuğu Rumeli ağzıyla yazdı hep ve yolladığı mektuplarla notlarda bana ağabey yerine ısrarla "abey" yazmayı sürdürdü.
Ürperdim. Müthiş bir yalnızlık hissi çöktü yüreğime.
Mobilyalar evimde durduğu sürece, sahibi de bir gün mutlaka döner kanısı mı hasıl olmuştu bende ki ev boşalınca kar altında çıplak kalmış gibi üşüdüm
Ve yine çok düşünmüşümdür, Latife'yle aramıza ölümün soğukluğu girmese, Fikriye'nin intiharının laneti düşmeseydi, sürdürebilir miydik evliliğimizi?
Yanıtı yine kendim vermiştim; hayır, hayır ve yine hayır! Latife'yle evliliğimizi iki güçlü kişiliğin çatışması bitirdi çünkü hiç gereği yokken aramızda âdeta bir kişilik rekabeti başlamıştı.
Bugünkü aklımla o günlere baktığımda, genç eşime daha anlayışlı davranabilirdim, diye düşünüyorum. Karım bir bekâr evini yuvaya dönüştürmek için kendince elinden geleni yapmıştı