Dört bölümden oluşan kitabın ilk iki bölümünde hiçbir sayfa olmadı ki parmaklarım diğer sayfaya geçmekte acele etmesin. O kadar akıcı ve konular o kadar ilgi çekici. Fakat son iki bölüm için aynı şeyi söyleyemem. Son iki bölümde bin yıl sonraki İran tarihine geçiş yaptığınız için ister istemez bin yıl önceki dünya tarihinden çıkmanın verdiği etkiyle de okuma hızınız biraz yavaşlıyor. Ama bu okunamayacağı anlamına gelmiyor. İlk iki bölüme göre iki gömlek daha yavaşlıyor akıcılık. Ömer Hayyam hayatta iken bile ona ait olmayan mısralar ona maledilmiş. Burada şöyle bir sıkıntı ortaya çıkıyor. Ömer Hayyam'a ait olduğu net olarak bilinmeyen ve dini yönden sakıncalı olan Rubailer. Bu Rubailer bence kitaptaki Ömer Hayyam'ın karakterinin oluşturulmasında temel alınmış ki bu Ömer Hayyam şarapçı, aşkı Cihan ile gayri meşru ilişkilerde bulunan biri gibi anlatılmış. Örneğin;
"Var mı dünyada günah işlemeyen, söyle;
Yaşanır mı hiç günah işlemeden, söyle;
Bana kötü deyip kötülük edeceksen,
Yüce Tanrı, ne farkın kalır benden, söyle."
Bu dizeler kanımca dini açıdan sıkıntılı. Fakat bu dizeler acaba gerçekten Ömer Hayyam'a mı ait? Madalyonun öteki yüzüne yani dini yönden pek sıkıntılı olmayan Rubailer'e(daha doğrusu yukarıdaki gibi dizeleri reddeden görüşe) bakıldığında iki farklı Ömer Hayyam ortaya çıkıyor. Hangisi gerçektir bunu ancak öbür tarafta öğrenebiliriz. Fakat her iki görüşün birleştiği tek bir ortak nokta var. O da Ömer Hayyam'ın bir bilim ve fikir adamı olduğu, Matematik, felsefe ve gökbilimi alanlarında ciddi çalışmış bir insanmış Ömer Hayyam.
Yazarın şahsi görüşünden midir yoksa tarihi yanlış kaynaklardan okumasından mıdır bilemem ama kitapta Selçuklu hükümdarlarına bir önyargı var gibi.
Bu dediğimin ayrıntısına girmiyorum ama okursanız kitabı Selçuklu hükümdarları ile