Karıncaya bile kıyamamalı insan.Kıyamıyorsa hâlâ, içinde bir şey yaşıyordur.Yoksa insanlığından şüphe edilmeli.
Çocuklara kıydılar…
Eğitim alan, kitap okuyan, hayal kuran çocuklara. Başımıza taş yağsaydı, bu gerçek kadar acıtmazdı.
Bir çocuk, başka bir çocuğu vurdu.Bu cümle bile başlı başına bir yara.
Empati kurmaktan kaçıyorum bazen çünkü kurduğum anda annelerin çığlığına, babaların sessizliğine, arkadaşlarının yarım kalan cümlelerine düşüyorum.
Ve o boşluk… insanın içine çöken o boşluk,
hiçbir şeyle dolmuyor.
Ne oldu bize?
Çocuklar neden bu kadar erken karardı?
Bu nasıl bir kırılma?
Bu nasıl bir savruluş?
Tanrım…
Melek gibi doğanlar nasıl oluyor da karanlığa bu kadar çabuk alışıyor?
Çocukların bile artık masum olmadığı bir dünyada yaşamak ne cehennem!
İnsan bazen yaşamaktan değil, gördüklerinden yoruluyor.
Erkekte güzellik aranmaz. Gözün gördüğü değil, aklın taşıdığı tartılır. Erdem sende yoksa, neyleyeyim aşk diye yükselen feryadını. İnsan, içindeki derinlik kadar hakikate yakındır. Derinlik yoksa, aşk da suskun ve sağırdır.