Samim’in zihninde kurduğu Simeranya, ilk bakışta bir korkaklık gibi görünse de, aslında ruhun kendini koruma refleksidir. Tehlikesi ise, gerçek dünyaya uyum sağlayamayan bir zihnin yalnızlık biçimi olmasıdır. Fazla düşünen, fazla hisseden bir insan bir noktada gerçekliği yetersiz bulur. İşte tam burada Samim’in Simeranya’sı- ama herkesin başka ad verebileceği bir içsel sığınak-doğar. Her kırık, her yalan, her boş laf insanı koruma kalkanı aramaya iter. Varlığı insana derinlik katarken, orada kalmak insanı yalnızlaştırır, koparır. Zihin kendi tuzağında tükenir. Bu, zeki bir insanın kendi elinden yarattığı bir ölüm gibidir.
"Sen bile isteye içine yürüdüğüm fırtınasın,
Yakacağını bile bile dokunduğum ateşsin,
Düşüncelerimin arasındaki boşluklarda gizlenmişsin.
Aklın durduğu, özlemin konuştuğu yerde yaşıyorsun."
Tanrım…
Bu dizeleri yazan her kimse, ne olur bir daha yazmasın. Kalbim buna dayanamaz.
Ne kadar naif bir dokunuş bu…Dili, ne kadar hassas bir terazi.
Birinin bana bu şiir gibi davranmadığı bir yerde kimseyi sevmek istemiyorum. Bu şiiri sadece okumak değil, büsbütün muhatabı olmak istiyorum.