Allah'tan âhirette ve dünyâda hidâyet nimetinin tamamını niyaz ederiz. Zira bu bizim elimizde değildir. Gücün ve kuvvetin bize ait olmadığını itiraf eder, O'na âit olduğunu söyleriz. Zulmü ve günâhı da kendimize yöneltiriz. Hüccet aleyhimizdedir. Bununla beraber -Allah'ın açık bir lütfu ve ihsanı olmadıkça- O'nun bizi kendisine çağırdığı şeyi tercih etme kudretine de sahip değiliz. "O bizi hasene ile rızıklandırdıktan sonra nasıl ondan dolayı bizi över?" demeyiz. "Bize günahı takdir ettiği hâlde nasıl ondan dolayı bizi kınar?" diye de sormayız. Fakat O nasıl bizleri kınamışsa biz de kendimizi kınarız. O nasıl kudreti üzerine almışsa biz de O'nun kudretini ikrar ederiz. O'nun buyurduğu şey hakkında "Neden böyle buyurdu?" demeyiz. Fakat O'nun buyurduğunu söyleriz. O istediğini söyler, istediğini yapar.
"O yaptığından sorguya çekilmez fakat onlar çekilirler." (Enbiya, 23)
"Yaratmak da buyurmak da O'na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!" (A'raf, 54)
Insanlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman birbirlerinden yararlanırlar . Fakat bugün böyle bir şey söz konusu değildir. Bize göre kurtuluş
insanları terk etmektedir.