Yine siz takdir edilen şeyin ancak içerisinde bulunduğunuz zenginlik, bolluk ve refah olduğunu söylediniz ve amelleri kaderin dışına çıkardınız. Allah'ın ilminde bir kimsenin dalâletinin veya hidâyetinin önceden geçtiğini inkâr ettiniz. Kendinizi hidâyete iletenin Allah değil kendiniz olduğunu, Allah'tan bir kuvvet ya da izin olmaksızın kendi kendinizi masiyetten alıkoyduğunuzu söylediniz. Bunları söyleyen kimse çok büyük bir söz söylemiştir. Çünkü Allah'ın ilminde ve kaderinde geçmeyen bir şey meydana gelecek olsaydı, Allah'ın mülkünde kendisinden gayrı mahlükât üzerinde istediğini uygulayan bir ortağı olmuş olurdu. Halbuki Allah (Subhanehu ve Teâla) şöyle buyurmaktadır: "Size imanı sevdirdi ve onu kalplerinizde süsledi." Daha önce onlar imanı sevmiyorlardı. "Küfrü, fiskı ve isyâm da sevmemenizi sağladı." (Hucurât, 7) Daha önce onlar küfrü, fıskı ve isyanı seviyorlardı. Onlar bunlardan herhangi birini elde etmeye kâdir değillerdi. Yine Allah Teâlâ daha önce ilminde geçtiği üzere Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e salât edeceğini, O'nun ve ashâbının bağışlanacağını bildirmiş, şöyle buyurmuştur:
"...kâfirlere karşı sert, kendi aralarında merhametlidirler..." (Fetih, 29)