Ebu Hanife (r) şöyle diyordu: Hiçbir kulun, yaratıcısını tanıma noktasında cehaletinden dolayı mazereti olamaz. Bütün yaratıkların Rabbini tanıyıp tevhit etmesi gerekir. Çünkü bunlar, yer ve göğün yaratılışını, kendi yaratılışlarını ve Allah'ın (c) yarattığı sair şeyleri görmektedirler. Farzlara gelince bunları bilmeyen ve ilgili haber kendisine ulaşmamış kişi hakkında, delil, lafız olarak hükmen sabit olmamış demektir.
Bugün Mürciye düşüncesi İslâm dünyasına hakim durumdadır.
Bu bağlamda irca fikri birçok âlim, davetçi ve ilim talibinin aklına egemen olmuştur. Bu yüzden de küfür, tuğyan ve laiklik davetçileri, kendisini bir takım paravanaların arkasında saklayarak gizleyebilmiştir. Öyleki bunların bayrak ve flamaları İslâm diyarı üzerinde rahatlıkla dalgalanır olmuştur. Buna ilaveten her evde onlara dair birtakım hususlar bulunmakta, çocuklar bu mantıkla büyümekte, büyükler böyle bir hayatla yaşlanmaktadırlar. İslâm'ın garipliğine paralel fitne ortalığı kaplamış durumdadır. Kişi tevhidin özüne sarılmakla tekfir edilir; Sünnete tabi olmakla bid'atçı kabul edilmektedir. Maruf, münker ve münker de maruf görülür olmuştur. Tağutlar müminlerin öncüleri kılığına, zındıklar ise salih ve zahit insanların görünümüne bürünmüştür. Artık bid'atçılar sünnet ehli olarak görülür olmuş dahası fasık ve mücrim kişiler de adalet ve takva ehli konumunda anılmaya başlanılmıştır.
Akültürasyon denilen, kültürlerin birbirine karışması ve bir kültürün diğerine hakim olması keyfiyeti, her zaman tabii ve olağan bir süreç izlemez. Hatta çoğu kez baskı ve zorbalık yoluyla gerçekleştirilebilir. Bizim tarihimizde, bu konu ile ilgili dönüm noktalarını herkes bilir (Tanzimat, Cumhuriyet). Geniş kitleler, aslında kendi dışlarında oluşan ve gelişen İslâmdışı düzene boyun eğmekten veya eğdirilmekten başka bir şey yapmadılar. Bir zaman sonra da bu meselenin tarihi kökenini unutup, içinde bulundukları ortamı tabii görmeye başladılar. Böylece hadisi şerifte ifadesini bulan hikmet gereği, her kavim lâyık olduğu idareyi (kültürel ortam da bunun bir yüzüdür) yaşıyor.