Mevcut hayat tarzı içinde, insan, kendini eşyaya hükümran sanmaktadır. Fakat aslında eşyanın kendisine hükümran olduğunu bilmemektedir. Her fert, kendi ekonomik bağımsızlığını istemektedir, fakat bu yolla ekonomiye bağlandığını hissetmemektedir. Eşya hevesi gitgide artmaktadır da, bu hevesine bir sınır çekmeye gücü yetmemektedir, daha doğrusu bu hevesi için bir sınır olabileceğini tahayyül edememektedir. Çok sayıda küçük küçük ilahları var da, bu ilahlara tapındığının farkında değildir. Çünkü "kul"luğunun farkında değildir, unutmuştur.
İslâm, özellikle müsteşriklerin faaliyetleriyle ruhundan boşandırılmış bir entellektüel kategori haline dönüştürülmeye çalışılmıştır durmadan. İslâm, bir bilgi kategorisi haline
dönüştürüldükçe bazıları onu yaşanmaktan çok, hakkında bilgi edinilmesi gereken bir düşünce dizgesi diye algılamaya başlamışlardır. Bu da, İslâm'ın hayattan, uygulamadan kaldırılması için uygun zemini oluşturmakta kullanılmıştır.
Allah'ın Resulüne, Kureyş'in reisliği de teklif edilmişti. Fakat Kureyş'e reis olmayı seçmek "Müslümanca özgürlüğü" terketmeye varacaktı. Burada, üzerinde durulacak mesele şudur: Bir kez Kureyş'in riyaseti kabul edilince, "Müslüman olma özgürlüğünden vazgeçmeyi kabul ettiğimizi açıklıyoruz demektir. Bir kez Kureyş'e reis olunca, mücadele tarzımızın yöntemini de Kureyş'in seçmesine izin veriyoruz demektir. Fakat bu durum, gerçekte bir özgürlüğün kullanılması mıdır, yoksa köleliğe razı olmak mıdır?
Doğmuş çocuğu beslemek ’için sarfedilecek paranın ana rahmindeki çocuğun doğmaması için sarfedildiği bir dünyada bir bozukluk, bir terslik var demektir.