İbnu'l Kayyım (rahimehullah) "es-Savâiku'l Mürsele de (3/1149) şunları söylemiştir: "Bir miktar ilme, fıkha, ibâdete ve zühde sahip olan; avam arasın
da hayırla anılan, ilim ve din hususunda bir pay elde eden birçok kimsenin kafasını onların sözlerinden birçoğunun karıştırmış olması en büyük belalardan- dır. Sonrasında sözlerinin hak olduğunu ve sahiplerinin tahkik ehli olduğunu düşünerek söylediklerini kabul etmiştir. Sonra Allah'ın kelâmını, resûlünün kelâmını, ilim ve iman ehlinin sözlerini, şu şahısların söylediklerini, diğer mülhidlerin dile getirdiklerini işitmiş, zikri geçenlerin her birine mücmel olarak iman etmiş, iki tâifeyi de doğrulamış, iki tâifeden hangisinin yolunun hak olduğunu araştırmaya kalkmamıştır. Kur'ân'ı ve hadisleri duyduğu zaman Bu Allah'ın sözüdür, resûlünün sözüdür demiş, kendilerine hüsnüzan beslediği mülhidlerin ve ta'tîl ehlinin sözlerini duyduğu zaman 'Bu; ârif, muhakkik, meseleler üzerinde fikir yürüten, akıl ve delil sahibi kimselerin sözüdür demiş. âdemoğulları arasında en kâfir tâife olan mülhid vahdet-i vücutçuların söylediklerini duyduğunda bunlara itiraz etmek şöyle dursun 'Bu Allah dostlarının sözüdür ya da 'Velîlerin sonuncusunun sözüdür, bizim donanımımız bunu anlamaya yetmez' der.