Benim değerimi ancak ben belirlerim! Senin oturduğun yerden, burnu büyük bir şekilde yukarıdan bakarak benim değerimi belirlemek gibi bir gücün yok! Senin beni değersizleştirmene izin vermem!
Hep bir boşluk vardı içlerinde. Ailelerinin sevgiyle doldurmadığı bir boşluk.
Bu boşluk hissi, onları bir hayalet gibi takip ediyordu daima.
Çocukluklarında onlara asla verilmemiş olan sevgi ve kabullenme, yetişkin hayatlarında büyük bir sorun olarak geri dönüyordu...
Ve böylece, içlerindeki o incinmiş çocuk, bir ömür hakkını aramak için çırpınmaya devam ediyordu.
İnsanlar, babasının ya da annesinin kendisini eleştiren, yargılayan, diğerleriyle kıyaslayan seslerini, onların eleştirel tonlarını bir süre sonra farkına varmadan içselleştirip benimsiyorlardı. Hayatlarının ilerleyen dönemlerinde de bu ses kendisini gayet güzel gizleyip sanki onların kendi içsesiymiş gibi karşılarına çıkıp duruyordu.