"Neden bu kadar tatlı kalbin? Nefes al Luzia."
Burnumdan derin bir nefes aldığımda gülümsediğini hissettim ama göğsüm ona çarparken temasımız daha elle tutulur hale geldi.
"Evet. Böyle devam et bir tanem. Cevap ver bana..."
"Bir cevabı varsa da hatırlamıyorum."
-Yüzüne katlanamıyorum. O kadar katlanamıyorum ki kendimle nasıl bir savaş verdiğimi tahmin bile edemezsin. Sonra sana bakıyorum, arada uçurumlar var ama o uçurumları birbirine bağlayan köprüler de var. Değişkenler var. Değişmeyen tek şey, Luxuria ol ya da olma, ona benze veya benzeme; tüm kasabayı öldürür ve gözümü kırpmam. Ama kim olursan ol, bin tane yaşam olsa bininde de sana kıyamam.
-Beni korumaya çalışıyordu.
Birden ayaklarım yerden kesildi ve her şeyi ters görmeye başladım.
-Ne yapıyorsun?
-Beynine kan gitsin biraz.
Beni resmen omzuna atmıştı. Hareket etmeye çalışınca tek eli bacaklarımı sardı.
-Nereye gidiyoruz.
-Korusunda görelim.